Felaketi Drone ile İzleyen Gazeteci!
Sacit Aslan'ın yeni yazısı...

“Rehavet” dediğin şey, enkaz altından çıkan insanların hayatta kalma mücadelesidir.
Nagehan Alçı’nın depremzedeler hakkında sarf ettiği sözler, bir dil sürçmesi değil; bilinçli bir bakışın dışavurumudur. “Ekmek elden su gölden”, “elektrik su parası yok”, “bu konforu bırakamıyorlar” gibi ifadeler; gerçeği anlamaya çalışan bir aklın değil, felaketi yukarıdan, güvenli ve steril bir mesafeden izleyen bir zihnin ürünüdür.
Depremzedelerin bugün yaşadıklarının adı konfor değil, hayatta kalmadır. Konteyner dediğiniz şey ev değildir; 21m2 geçici bir barınaktır. Yardım dediğiniz şey lütuf değil; devletin ve toplumun en temel sorumluluğudur. İnsanların kaybettikleri evlerin, işlerin, yakınların, geçmişin ve geleceğin üzerine “rehavet” etiketi yapıştırmak; sosyolojik bir analiz değil, vicdanının iflastır hanımefendi!
Asıl rehavet, enkazın içinde yaşayanlarda değil;
Elektriği hiç kesilmemiş olanlarda, evine “geçici barınak” denmemiş olanlarda, felaketi istatistikten ve stüdyodan okuyanlardadır.
Bir insan, yaşadığı travmanın ardından hayatta kalmaya çalışıyorsa; buna tembellik denmez. Buna insan olmanın en ilkel refleksi denir. Psikolojide bunun adı vardır, sosyolojide vardır, hatta vicdanda bile vardır ama belli ki bu cümleleri kurarken bunların hiçbiri sende yok.
Depremzedeyi “yardıma alışmış” gibi resmetmek, sorumluluğu yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya yıkma çabasıdır.
Ve en rahatsız edici olan şudur:
Bu sözlerde empati olmadığı için zerre kadar utanç yok, zerre kadar tereddüt yok.
Sadece rahat ve temiz bir koltuktan konuşmanın özgüveni var.
Depremzedeler “konforu bırakamıyor” değil.
Bu ülke, depremzedeye insanca yaşamayı hâlâ veremediği gerçeğiyle yüzleşemiyor.
Bazı cümleler yanlış olduğu için değil, söylenmemesi gerektiği için sorunludur.
Birilerine şirin olmak adına kendini bir türlü islah edemedin gitti maalesef.
Sacit ASLAN