Gazi̇no Tari̇hi̇ne Tanıklık Takli̇di̇ Yapanlar!

Sacit Aslan'ın yeni yazısı...

Gazino ve eğlence dünyası, kulaktan dolma masallarla anlatılacak bir yer değildir. Orası; sahnenin tozunu yutmadan, kuliste gecenin bir yarısı çöken sessizliği yaşamadan, alkışın arkasındaki yorgunluğu ve yalnızlığı görmeden anlaşılmaz. O dünyanın dili yıllarla öğrenilir; gecelerle, kayıplarla, hayal kırıklıklarıyla ve nadiren gelen güzel anlarıyla yoğrulur.

Ama ne acıdır ki bugün, o yıllarda ya henüz dünyaya gelmemiş veya küçük yaşta olanlar ya da gazino kapısından içeri girmeye cesareti, izni ya da itibar sahibi olmayanlar şimdi ahkâm kesiyor. Bir zamanlar çalıştıkları gazetenin muhabiri sıfatıyla salona sokulmayan, kulise ricayla, minnetle girip 2-3 kare fotoğraf çekmeyi “başarı”, bir sanatçıyla 2 dakikalık ayaküstü sohbeti “derinlik” sananlar; bugün çıkmış, gazino tarihi hakkında tanıklık taklidi yapıyor.

Oysa bilmedikleri bir şey var:

Gazino, kuliste geçirilen 3-5 dakikadan ibaret olmadığı gibi,
Gazino, otoparkında sigara içerken konuşulan dedikodulardan ibaret hiç değildir.
Gazino; sahnede ışık yanmadan önceki o ağır bekleyiştir.
Gazino; alkış bittiğinde odasına yalnız dönen sanatçının sessizliğidir.
Gazino; perde arkasında yaşanan kırgınlıklar, rekabetler, vefasızlıklar ve nadiren rastlanan büyük dostluklardır.

Bu dünyayı, toplamda 2-3 saatini kulis kapısında geçirmiş olanlar anlatamaz. Anlatsa anlatsa, ya başkasından duyduğunu süsleyerek anlatır ya da kendi hayal gücünü tarih diye pazarlamaya çalışır. Buna da bilgi değil, mabadından uydurup tanıklık taklidi yapmak denir.

Gazino kültürü; emekle, terle, bedelle yazılmış bir tarihtir. O tarihin sahibi, orada çalışan, Şeftir, garsondur, müzisyendir, assolistidir, kulis emekçisidir. Dışarıdan bakanın gördüğü sadece vitrin camıdır; içeride yaşananları vitrin camından içeri bakarak kimse göremez, bilemez.

Bu dünyayı yaşayanlar konuşur beyler! Yaşamayanlar ise bi zahmet sesini kessin.

O yıllarda sahnenin salona bile yaklaşamayanların, bugün sahnenin arkasını anlatmaya kalkması trajikomiktir.

Birilerinin bu denli cüretkar olmasının sebebi ise: yorgunluğun alkışlanmadığı gerçeğidir.

Sacit ASLAN