Hangi Cumhurbaşkanlarımız Doğum tarihleri itibariyle...

Hangi  Cumhurbaşkanlarımız Doğum tarihleri itibariyle Osmanlı Tebasıdırlar, Hangileri Cumhuriyet Çocuğu?

282 okunma

KAYDA GEÇSİN

Kadıköylü olarak kırık kalbimize rağmen,  aydınlanmanın önündeki engelleri kaldırmak herşeyden önemlidir bilinciyle İmamoğlu 81.70 sonucuna dayandık, Binali Yıldırım ve temsil ettiği parti, zihniyet 17.60’dır, Kadıköy için bu bile çok fazladır.

Sahil yolu boyunca Suriyelilerin arabalarından taşıdıkları gereçlerle hafta sonu kamp çadırı kurup, top oynayıp, yemek yapıp, çamaşır asıp aynı zamanda ayakta çocuk sallayıp namaz kılıp denize girdiği sahil yolunda bizler;  muhafazakar, dindar, ateist fark etmez aynı şeyleri yapmıyoruz.

Ve kaldırılabilir bir durum değildir bu görüntüler, hoş değildir, uygar değildir bu davranışlarıyla bizlere uymak zorunda filan da hissetmiyorlar kendilerini.

Peçeli gezenlerde Kadıköy’ün dünya marka değerine uymaz, yaşam biçimine hiç uymaz dolayısıyla Kadıköy için buna itiraz etmeyen 17.60 küçümsenmeyecek büyük bir rakamdır.

İstanbul genelinde İmamoğlu %54.21 - Binail Yıldırım %44.99 rakamları ise bir adımdır  önemlidir ancak herşey bitmiş, değişim olmuş değildir.

CHP,  Kılıçdaroğlu, Canan Kaftancıoğlu, İmamoğlu’nun; asıl hastalıktan beter pek çok yan etkilere rağmen başarısını muhtelif gerekçelerle hala gölgemeye çalışmak bazen abartarak  bazen kendine luzumsuz, uyduruk paylar çıkartarak veya olan biteni kahkahalar veya ‘kalem’ine iddalara boğarak hafife almaya çalışanlar henüz iş başında.

Dizi karşılığı ruhunu satan güya entelektüel solun siyasi hareketlerinde yer bulabilen tüccar terzilerin artık asla ve asla ne siyasette, ne otobüslerde işi olmamalı.

Hele şimdi ekranlarda 2 yavşak bir itibarlı ile tartışma adacıkları oluşturulmakta, aklıbaşında olanlar bunlardan uzak duruyorlar.

Son derece bayağı bir rekabete karşı seçim kampanyasını başarıyla yöneten Ekrem İmamoğlu seçim ekibinden öne çıkan isimler şüphesiz hiç tanımadığım Necati Özkan, Murat Ongun ve bizzat İmamoğlu’nun kendisi, ailesi ve göremediğimiz kahramanlar.

Daha önceden başlayarak bu zor süreçte Can Ataklı ‘canı pahasına‘ ekranların bir numarası olmayı sürdürüyor, üstelik  kaliteli demokrasi ve aydınlanmadan  ödün vermeden partiler üstü bir yaklaşımla.  

Can Ataklı ‘devri sabık olmasın’ palavralarının panzehiri, her sabah bedel ödemesi gerekenlere kimsenin acımaya hakkı olmadığını söylere, hak, hukuk adaleti hatırlatıyor. Bravo. 

Seçim öncesi Sayın İmamoğlu’nun haddini bildirdiği ve konumlarını hatırlattığı TRT dersini almışa benzemiyor, umurları değil haftada 2 gün araba dağıtacakları yarışma başlatmak üzereler, böyle yarışmalar kamu yayıncılığı görevleri arasında yok ama durmak yok yola devam…. Hülya Koçyiğit programı ayrı bir dolgu maddesi olarak devam, artık damadıyla söyleşiyor pes.

Diziler dış yapımlar ayrı! 

Eskisi gibi iş alamayanlar, bir zamanlar sahiden başarılı olduklarını zannettiklerinden şimdi  haksızlığa uğramış hissedip sanki hakkı yenmiş entelektüel mağdurmuşlarmış gibi  işgaldi, fetihti filan saçmalıyorlar. 

Bu arada Ak Parti sanki varmışta entelektüellerinden çözülünce saza düşmüş gibi yapılan analizler çok eğlenceli!

Hangi entelektüel Ak parti’nin şu yaptıklarını sindirir, bırakın bu uyduruk yakıştırmaları, böyle bir durum varsa en entelektüel Nabi Bey’den dinleyelim buyursun!

Bildenberg’e saldır sanki esrarengiz bir örgütmüş gibi entel olursun burada atarsın dünyanın  öbür ucunda titretir kelebekleri ise çekilir gibi değil.

Sanki büyük sır, Banu Avar en son listeyi 2 Haziran yazısında yazdı, o yazınca olmuyor illa kendi seçilmişleri yazmayıp, söyler gibi yapıp kapatınca oluyor. Bunlar iyice cozurttu bırakın bu sahtekarlıkları iki yüzlülük gevelemelerini.

 Olmayan donanmanın Amiral Gemisi Hürriyet kime satılırsa satılsın ilginçtir desteklediklerine geleneksel uğursuzluğunu koruyor. 

Seçim öncesi, her zaman her konuda hedef saptırmaya çalıştığı gibi otel meselesinde de aynı şeyi yaptı, sanki İmamoğlu - İsmail Küçükkaya buluşması kabahatmiş gibi,

Sanki Mitrokhin elinde bavul  İngiliz istihbaratıyla buluşmuşmuş gibi tezgahlanan görüntülere ‘Ne var bunda' demek yerine, ki vatandaş böyle dedi, Özkök görüntüleri sızdıran oteli suçlamasın mı!

Çok sofistike oldu, bir daha o otele adım atmayacakmış Medyanın Efendisi, zaten ne işin var ki otelde!

Kişisel hayata çok saygılıdırlar ya dokunmuş olabilir elbette fakat kendi santralından sızan zamanın bakanıyla yapmış olduğu Kantin Kuntin Mukavvaları iş takibinden sonra Hürriyet’e gitmeyi bıraktı mı?

Artık bu medyayla yürümüyor görmek lazım.

Medya tasfiyesine nereden mi başlayacaksınız…

Kadın erkek eşitliği evrensel birinci kriter ve kadın hareketlerinin şimdilerde en önemli önceliği yüzleri şişirilen zorunlu olmayan estetik müdahelelerle perişan hale getirilen, kendileri olmaktan çıkan arı sokmuş yüzleriyle yaşamak zorunda bırakılan kadınlarla mücadele, bunları ekranlardan derhal çekmek fena fikir olmaz... Bunlar Neval El Saadavi’nin deyişiyle şimdiki zamanın peçeli kadınları. Bu sözleri yabana atmayın çok önemli yüzlerine başka bir peçe takıyorlar, izlediklerimiz kendileri değiller.

Gazetecilik, habercilik ciddi işler burada çoktan çığrından çıktı dünyada eşi benzeri olmayan birbirinin aynı şiş dudak, yüzler koli bandı kaşlı erkek yapımı kadınlarla karşı karşıyayız,  üzülmesinler diye bunlara sustuk taşınamaz haldeler.

Bugün, demokrasi kültürümüzün hoşgörüsünde çok güleceğimiz politik mizahın örneği bir yazı yazayım isterdim.

Fakat politik mizah çok tehlikeli, dalga geçtikleriniz seçilebilirler, vazgeçtim.

Ayrıca biz demokrasi adına Mısır’da Mursi’yi savunan ama hapisanelerine yine demokrasi adına aydın, yazar Selahatti Bey'i içeri tıkan bir politik sistemin parçasıyız.

Bizde politik mizah ancak yapar gibi yapılır. Gerisi palavra.

Ama demokrasiyi hep bir ağızdan konuşma kültürü olarak çok severiz.

Nereden mi belli?

Sokak röportajlarında sallayan sallayana yakalanma ihtimali yok ama bu sefer konuşana değil röportajı yapana kızıyor davalar açıyorlar!

Seçimleri demokrasinin tek kriteri  belledik yıllardır ve sonuçta seçimsever yurttaşlar olduk, artık neredeyse orta ve üstü yaş grupları ev alır veya kiralarken seçim sandığına yakın olma şartı arıyorlar.

Cırt seçim, Bırt seçim

Bize soruluyor, biz karar veriyoruz zannı baskın demokrasimizde ama çok seçenek  yok.

Siyaset artık dünyada olduğu gibi, PR sanatının prodüksiyonu oldu, bizde biraz o da fazla oldu, datalara göre hergün hangi kalabalıksa onların nabzına göre konuşan ve bir gün kalk gidelim, ertesi gün şey yemeyin oturun diyen coşkulu konuşmalarla rengarenk bir demokrasi, sonra bu organizasyonları yapanların akşam ekran sohbetleri, iletişim konferanslarını, aralarındaki ticari rekabetlerini dinlemekten hal olduk.

Bıktık yahu bu kadar aleni olmaz ki.

Bugünün siyasetçi tipleri aslında kendilerinin yazmadıkları nutukları atıyorlar ve başkalarının yazdıkları kitaplarda  kendilerini anlatıyorlar, korkarım hiç birini de okumuyorlar.

Ancak önemli bir noktayı hatırlatmak isterim;

ABD’nin 8 başkanı Washington, J. Adams, Jefferson, Madison, Monroe, J. Q. Adams, Jackson, and W. Harrison da doğduklarında İngiliz vatandaşıymışlar.

Bizim Cumhurbaşkanlarımız:  M. Kemal ATATÜRK, İsmet İNÖNÜ

Celal BAYAR, Cemal GÜRSEL, Cevdet SUNAY,  Fahri KORUTÜRK ve

Kenan EVREN doğum tarihleri itibarıyla hepsi Osmanlı tebasıdırlar.

Özal,  Demirel, A. Necdet Sezer, Abdullah Gül  ve Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet vatandaşı olarak doğmuşlar.

Yani son 5 Cumhurbaşkanımız Cumhuriyet çocukları.

Sanırım Cumhuriyet’e geçiş daha yeni başlıyor, sancılar bu yüzden.

Lakin tuhaf olan hemde  çok tuhaf olan Osmanlı tebası olanlar Cumhuriyetin kurucuları ve üstüne titriyenleri olurlarken en genç Cumhuriyet Çocuğu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’da bir Osmanlı merakı anlaşılır gibi değil.

Diziler, merdivenler, oklar filan.

Sadece bir saptamamı paylaşıyor, hemen konuyu değiştiriyorum.

Politacılar dünyanın 2. en eski mesleğini icra ediyorlar derler, son yıllarda birinci ile tuhaf bir şekilde benzerlikler olmaya başladı. 

Çünkü politika ‘dost‘ larını zengin eden bir meslek oldu ve hesap sorulmazsa Can Ataklı’nın da her sabah söylediği gibi, vatandaşlık görevi diye oy verdikçe onları yüreklendiriyoruz bu da bir gerçek. Hesap şart, kaçamak yok hele şimdi muhalefete sığınmaca çok ayıp oluyor.

Plato’nun söylediğine göre Eski Yunan'da küçük hırsızları asıp büyükleri yönetime getirirlermiş. Bu sözleri söyleyip 80 yaşlarında eceliyle ölmesi takdire şayan bir antik çağ özgürlüğünü anlatıyor.

Şimdiki demokrasilerde politika; yoksulların oyunu almak için zenginlerin parasıyla kampanyalar yapıp iki tarafı da birbirinden koruma sözleri verme anlamına geliyor.  

Ben söylemiyorum dünya söylüyor bu ve benzeri sözleri ve bu gerçeği görenler çoğaldıkça halk kaliteli bir demokrasiye yaklaşıyor.

Biz daha yolun başındayız.

Son yıllarda politikaya yalan da girdi, hemde korkunç düzeyde.

Ekrem Bey hakkında yalan söylenen, iftiralar atılan  politikacılarden biri.  

Şimdi bu yalanlara mukabil rakipleri hakkında doğru olanları söylemesini beklemek oyumuzun hakkı.

Asıl bu iftiraları atanların hakkındaki doğruları ört bas etmemek doğruyu söylemek yürek istiyor hukuk bunun için lazım. 

‘Ülkenin, şehrin anahtarını bir politikacıya vermektense kilidi değiştirmek daha iyidir‘ diyen ünlü atlet Doug Larson 1924 olimpiyatlarında altın madalya almış bir koşucu, böyle lafları söyledikten sonra onun gibi koşarak uzaklaşmak lazım, benim koşacak halim yok, saygıyla kayda geçsin sözlerim elimden gelen budur. 

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com