Hepsi Aynı Sahnenin Farklı Ampulleri...
Sacit Aslan'ın yeni yazısı
Soyluluk, bağırarak alınmaz. Kendine unvan uyduranların anlamadığı ilk gerçek budur. Asalet, vitrinde satılan bir aksesuar değildir; devletin, tarihin ve sürekliliğin verdiği bir hükümdür. Kimsenin kendi kendine “Kral”, “İmparator”, “Diva” “Süper veya Mega” ilan etme hakkı yoktur. Böyle bir hak yoksa, söylenen her kelime sadece gürültüdür.
Bugün sahnelerde, ekranlarda, yalılarda, malikanelerde ve afişlerde dolaşan bu sözde ihtişam; gerçekte bir özgüven yoksulluğunun yüksek sesli çırpınışıdır. Ünvanı kendisi söyleyen kişi, aslında en büyük itirafı yapıyor demektir: “Beni kimse layık görmedi.”
İşte bu yüzden bağırıyorum. İşte bu yüzden abartır. İşte bu yüzden kartondan taç giyer.
Asalet: kendini ispat etme ihtiyacı duymaz. Çünkü bilir ki: Gerçek olanın reklama ihtiyacı yoktur. Tarihte hiçbir padişah “Ben padişahım” diye afiş bastırmamıştır. Hiçbir kral, kendine lakap uydurup alkış toplamamıştır. Çünkü sadece mühür konuşur; insan susar.
Ama avamlık susmuyor, avamlık sürekli kendini tekrar ediyor. Aynı unvan, aynı fotoğraf, aynı boşluk… Çünkü içi dolu olan taşmaz; içi boş olan sadece yankı yapar. Onun için içinde ağırlık olmayan karton taçlar parlıyor:
En acı gerçek şudur:
Bu sahte unvanlar kimseyi yüceltmiyor sadece giyenin seviyesini ele veriyor. Tahtı olmayanın tacı oluyor; tarihi olmayanın lakabı oluyor; asaleti olmayanın sıfatı oluyor. Ve hepsi geçicidir. Çünkü kartondan taç ıslanınca, eğiliyor ve yırtılıyor maalesef.
Geriye kalan ise:
Ne kral, ne imparator, ne süper, ne mega, ne sultan, ne de diva…
Sadece çıplak gerçek:
Asalet yoksa ve edep yoksa ne giyersen giy, samur kürk giysen bile paçavra gibi görünüyor.
Sacit ASLAN