İyimser olmak kalbi koruyor

İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olan, İngiltere ve Almanya’da kardiyoloji, Arizona Üniversitesi Andrew Weil Bütünsel Tıp Merkezinde kalp sağlığı ile beslenme ilişkisi eğitimi alan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen, kalbin dostları ve düşmanlarını anlattı.

251 okunma

Türkiye Gazetesi'nden Ziyneti Kocabıyık'ın haberi...

Pozitif düşün hayata bağlan

Kalp hastalıklarının psikolojiyle yakın ilişkisi var. Bilimsel çalışmalar D tipi kişilik dediğimiz her şeyi dert eden, depresif, umutsuz kişilerin daha fazla kalp ve damar hastalıklarına yakalandığını gösteriyor. A tipi dediğimiz titiz, istediği olmadığında gerginlik yaşayan kişilerde de daha fazla ritim bozuklukları, yüksek tansiyon görülüyor. Bu kişiler daha fazla kalp krizi geçiriyorlar. Kişilik yapısı kalp sağlığını yolla etkiliyor. Birincisi depresif kişiler daha fazla yemek yedikleri için aşırı kilo alıyorlar ve kalp krizine yatkın hâle geliyorlar. İkincisi zihnî stres anında böbrek üstü bezlerden salınan kortizol hormonu damar çeperini tutan proteinlerin yapısını bozarak bir anda damarın tıkanmasına sebep olabiliyor. Kalbimizi korumak için hayata bağlı olmak, var olan stresi iyi yönetmek ve pozitif olmak şart. Çalışmalar pozitif kişilerin kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalandığını söylüyor.  

Türklerin kalbi 10 yıl erken yoruluyor

Avrupa kalp haritasına baktığımızda Türkiye maalesef “kırmızı bölge”de… Kalp, önde gelen ölüm sebebi. Öte yandan “genç kalp ölümleri” Avrupa’dan daha yüksek. Dünyada kalp krizi 50’li yaşlardan sonra artıyor. 35-45 yaş arası kalp krizleri dünyada yüzde 10 iken bu yaş grubunda Türkiye’de oran yüzde 10. Bizim Batı’dan bir farkımız da ilk kalp krizinin 10 yıl önce geçiriliyor olması. Türkiye’nin genç bir nüfusa sahip olduğu düşünülürse önümüzdeki yıllar için kalp hastalıkları çok büyük bir tehlike. Genç kalp krizi geçirenlerin çok önemli bir kısmı erkek. Çünkü menopoza girene kadar hormonları kadını koruyor. Ayrıca hareketsizlik, fast food beslenme ve sigara tüketiminin genç erkeklerde daha fazla. Ülkede 22 milyon kişi sigara içiyor. Bunun büyük bir kısmını 35-40 yaş arasındaki erkekler oluşturuyor.

Göbeğiniz 102 cm’den genişse dikkat!

Obezitenin kalp ve damar hastalıkları için risk faktörü olduğu biliniyor. Kişinin kilosu, yani yağlanması göbek çevresinde toplanmışsa, hayatı tehlikede demektir. Bel çevresi kadınlarda 88 santimetreyi, erkeklerde 102 santimetreyi geçerse bu durum kalp hastalıkları için risk anlamına geliyor. Her üç yetişkinden birinin obez olduğu ülkemizde göbekli olmak kalbin en büyük düşmanı. Göbek çevresindeki yağlanma insülin direncini artırıyor. İnsülin bir büyüme hormonu gibi etki ediyor ve kalp damarlarındaki kireçlenme, yağlanmayı artırıyor. Karın çevresindeki yağlardan kurtulabilmek için haftada en az üç gün tempolu yürüyüşle 10 bin adım atmak, paketli gıdaları ve fast food beslenmeyi terk etmek gerekir.

Kalp krizi engellenebilir mi?

Kalp damarlarında yağlanma, kireçlenme sonrası oluşan kalp krizleri yüzde 80 oranında engellenebilir. Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre 20 yaşında kolesterole baktırmak gerekir. Bu yaşta riskleri belirlenen kişi yaşam tarzını buna göre düzenlerse, kalp krizini engelleyebilir. Krizin önüne geçmek için riski 10 yıl önceden belirlemek gerekir. Son yıllarda epigenetik diye yeni bir kavram ortaya atıldı. Genetik yatkınlığı değiştiremezsiniz ancak hastalığın ortaya çıkışını tetikleyen davranışları değiştirebilirsiniz. Çevresel faktörler genetiği ortaya çıkarıyor. Mesela kişinin babası 40 yaşında kalp krizi geçirmişse çocukları da risktedir. Bunu bilir, sigara içmez, hareketli olmaya ve kilonuza dikkat ederseniz, babanızdan bu genleri alsanız bile riski düşürürsünüz. Epigenetikte “metilasyon” adı verilen bir kavram var. Mesela sizde kalp hastalığı, kanser ya da enfeksiyon hastalıklarına yatkınlığı artıran genler olsa bile çevresel faktörlere maruz kalmasanız hasta olmazsınız. Bu bozuk geni beslenme ve diğer çevresel faktörler bu bozuk geni aktif hâle getirirler. Mesela sigara kalp krizinde önemli bir risk faktörüdür. Babanızdan aldığınız kalp hastalığı genini sigara içerek aktif hâle getirmezseniz kalp krizi geçirmeyebilirsiniz.

“GETİR”LER HASTALIK GETİRİYOR

Kalp ve damar hastalıklarının en önemli sebeplerinden biri fast food beslenme ve hareketsizliktir. Son birkaç yıldır sayıları hızla artan kapıya yiyecek servisleri önümüzdeki yıllarda kalp krizlerini patlatacak. Eskiden evde yemek yapılırdı. Şimdi günün yoğunluğu dolayısıyla yemek yapamayan ev hanımları, yalnız yaşayanlar ve özellikle de gençler “sipariş yemekler”le aslında “kalp hastalıklarını sipariş” ediyorlar. Zaten hareketsiz bir toplumuz; yemek yemek için bile dışarı çıkmıyoruz. Gençler, iki blok ilerideki kahveciden bile kahveyi eve sipariş ediyorlar… Gençlerdeki kalp krizi oranları bugün Avrupa’dan yüzde 20 daha fazla, bu şekilde yaşayan gençleri önümüzdeki 10 yıl içinde çok büyük bir tehlike bekliyor.

Kıymayı değil eti tercih edin

Kalp hastaları da ölçülü olarak kırmızı et yiyebilir. Ancak hastalarımıza kıyma değil, parça et yemelerini tavsiye ediyoruz. Çünkü kıymanın içine karıştırılan yağ kalp için zararlıdır. Ayrıca pişerken trans yağ hâline geldiği için kanser açısından da risk taşır. Eğer anne köftesi yemiyorsanız, parça et yiyin diyoruz.

Yürüyüşü açık havada yapın

Yürüyüş stresi azaltan önemli bir araç. Ancak spor salonu yerine açık havada yürümeyi tercih edin. Yürürken bir hedef  olmalıdır. Spor salonunda da yürünüyor ancak bir yere ulaşamadığınız için beyin bunu çok tatmin edici bulmuyor.

Yumurtayı katı yemeyin

Kalp hastalarının haftada dört gün yumurta yemesi serbest. Ancak yumurtanın “poşe” dediğimiz jel kıvamında olması gerekir. Katı yumurta bağırsaklarımızda bulunan faydalı bakterilere iyi gelmez. Hatta fazlası TMAO denilen maddeyi aktif hâle getirerek krize sebep olabilir. Bu yüzden kalp hastaları yumurta yerken rafadan yumurtayı tercih etmeli.