Keanu Reeves: "Yalnız bir adamım"

Kalbinde kimsenin olmadığını açıklayan Keanu Reeves, “Tek başına takılanlardanım. Umarım bir gün benim de başıma gelir” dedi.

Keanu Reeves: "Yalnız bir adamım"
6584 okunma

Lübnanlı aktör Keanu Reeves, The Jakarta Post gazetesine samimi açıklamalarda bulundu. 2000’lere damga vuran ‘The Matrix’ filmiyle kariyerinin zirvesine çıkan, bugünlerde de ‘John Wick’ serisiyle anılan 54 yaşındaki oyuncu, hakkında merak edilenleri anlattı.

- Başrolünde yer aldığınız ‘The Matrix’ serisi, sizin için büyük anlam ifade ediyor olmalı. O filmlerde canlandırdığınız Neo karakteriyle ne kadar benziyorsunuz?

Aslında o, benden çok daha iyi bir adam. Ama ben de onun değerlerine saygı duyarak, uygun bir şekilde yaşamaya çalışıyorum.

- Onun özelliklerinden hangisine hayranlık duyuyorsunuz?

Oynaması güzel bir adam. Trinity’e olan aşkının, çok saf olduğunu düşünüyorum ve onu bu sevgiyle özdeşleştiriyorum. Sorulara her zaman bir cevap aramasını da seviyorum. O elinden gelenin en iyisini yapan, güçlü, pozitif, ahlaklı ve etik biri.

- Sizin için aşk ne anlama geliyor?

Romantik ilişkilerden mi bahsediyorsunuz? Bildiğiniz gibi tek başına takılanlardanım. Hayatımda kimse yok. Ama böyle bir şey yaşarsam, karşımdaki kişiye saygı duyar ve onu severim. Umarım bir gün benim de başıma gelir.

- Kendinizi ‘yalnız’ olarak tanımladınız. Bununla yetinir misiniz?

Aslında bu durum beni o kadar da endişelendirmiyor. Bir aktörüm, bu nedenle sorunuza verebilecek bir cevabım yok.

- Batı Hollywood’da yaşıyorsunuz. İnsanlar sizin özel hayatınıza saygı gösteriyor mu?

Yolda tanınmadan yürüyebiliyor musunuz? Günlerim gayet normal geçiyor. Elbette her gün herkesin evlerine uzaktan bakan turist minibüsleri oluyor. Bense sabahları çıkıp gazetemi alıyorum. O sırada onları görüyorum ve bazen de kendimi kafesteki bir hayvan gibi hissediyorum. Ama Los Angeles’ta kimse sizle ilgilenmiyor. Arkanızda sizi takip eden bir paparazi mutlaka oluyor. Ama dışarı sık sık çıkmıyorum. Aslında çok fazla bir şey de yapmıyorum. Biraz sıkıcıyım.

- Motosikletlere olan tutkunuzla biliniyorsunuz. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Motosikletlerin kendine has estetiğini, titreşimini, hareketini ve özgürlük hissini seviyorum. Aslında motor kullanmak, biraz da heyecan verici. Fiziksel bir zevk alıyorsunuz ve düşünüp hissedebilmeniz için de mükemmel bir araç; ya da tam tersi, düşünmeyip, hissetmemek için...

- John Wick, şimdilerin yeni ikonik aksiyon kahramanı... Böyle bir şey olacağını hiç düşündünüz mü?

İlk film için kesinlikle bir beklentimiz yoktu. Hikayenin devamı için bir şansımız olacağını da düşünmemiştik. Ona gaz veren şey, izleyici oldu. Bu nedenle onlara teşekkür etmeliyiz. 

‘Rock yıldızı olmak istemedim’

- İlk tutkunuz rock yıldızı olmak mıydı?

Tam anlamıyla değildi, aslında bunu hiç istemedim. Enstrümanın çıkardığı sesi sevdim ve sonra onu fiziksel olarak üretmeye başladım. Sonuç, belli arkadaşlarım benimle çalmaya başlayınca, gerçek bir eğlenceye dönüştü.

- O zamanlar kaç yaşındaydınız?

17 yaşındaydım ve benden daha büyük bir kız arkadaşım vardı. Müziğe de beni iten o oldu. Arkasında dev hoparlörleri olan bir otomobilim vardı. Joy Division ve Violent Femmes gibi grupları dinler, bir şeyler içer ve park edip, dansa kalkardık.

- Müziğin hayatınızda önemli bir yeri var mı?

Ben, Robert Mailhouse ile Bret Domrose’dan oluşan ve 2000’lerin başlarına kadar aktif olan Dogstar isimli grubumuz, bir süre önce dağıldı. Yine de birkaç sefer çalmak için bir araya geldik. Evde bir bass gitarım var, 40 yılda bir çalarım. Ama genelde eğlence için orada durur. 

Konular Röportaj