Kemal Kılıçdaroğlu: "Ortada ateşkes yok"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendisini hedef göstererek, “Haysiyetsizdir onursuzdur, şerefsizdir, haindir” ifadelerini kullanan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili “Bana yönelik olarak kullandığı kelimeleri asla kabul etmiyorum. Cevap da vermiyorum” dedi.

1158 okunma

Tele 1'in haberine göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu.

Kılıçdaroğlu, “Sormak lazım sen neden oradaki terör örgütlerine destek verdin, neden onların hamiliğine soyundun. Onlar yarın Türkiye’ye gelirse bizim başımıza bela olmayacak mı? Dokuzuncu sonuç, Suriye Gözlem noktalarının gerisine çekilmeyecek. Anlaşmada Esad’ın da görüşü alındı. Erdoğan dönüp Çavuşoğlu’na, Esad ile konuşuldu mu diye sordu. Suriye’den geçen halk için bir tampon bölge oluşturulması da söz konusu değil. Bakanlar orada ama iki kişi daha var orada. AK Parti Genel Sözcüsü ile Mahir Ünal. İşte parti devleti dediğimiz odur. Ne işleri var onların orada? Ağırıma giden Putin’in el işareti ile bizimkileri çağırması. Her biriyle tek tek tokalaşması. Ağırıma gidiyor. Dışişleri Bakanı’nı görüyorsunuz, ter basmış elindeki dosyayı yelleş gibi kullanıyor. Ve bir görüntü var içimi acıtıyor. Kapıda beklerken. Hepsi sıkkın yapılan muameleyi görüyorlar zaten. Haksızlık var, yanlış evet. İnsanlar aşağılanıyor. Hal ediyorlar mı? Hayır. Bunu asla kabul etmiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları satır başları şöyle:

"Bizim Türkiye’miz hiç bir emperyal gücün karşısında diz çökmeyecektir. Ve bizim Türkiye’miz hiçbir emperyal gücün maşası olmayacaktır. Bizim Türkiye’miz 21’nci yüzyılın en büyük ülkesi olacaktır. Buna yürekten inanıyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde elbette kadınlar sıkıntılarını meydanlarda anlatırlar. Erkek egemenliğine karşı çıkarlar. Bunu yaparken de saldırmazlar. İstanbul’da yürümek istediler. Yasak getirdiler. Hangi gerekçeyle?

Kadınlar dünyada seçme seçilme hakkına çok daha sonraları kavuştu. Buradan Mustafa Kemal Atatürk’e bir kez daha şükran borçluyuz. Ne kadar büyük olduğunu görüyoruz. Fransa’da tam on yıl sonra İtalya, Arjantin ve Meksika’da 1946 yılında veriliyor. Çin’de 1945’de, İsviçre’de 1971 yılında bu haklara sahip oluyorlar. Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygıyla anıyoruz.

“YALOVA HALKINA HAKSIZLIKTIR”

Yalova Belediye Başkanımız Vefa Salman. İki kez engellediler, başaramadılar. Halkın oyuyla yenemedikleri için, idari kararlarla Salman’ı nasıl uzaklaştırabiliriz de kendimizden birini atarız dediler. Vefa Salman bir yolsuzluk yapmış ise kimse merak etmesin onunla ilgili ilk işlemi yapacak parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Yolsuzluğu şikayet edip, görevden alınan bir belediye başkanı olarak Vefa Salman tarihe geçecektir. Belediyede çalışan memur yolsuzluğu tespit ediyor, başkana söylüyor. Anında soruşturma açıyor. Bakanlık ne yapıyor? Belediye başkanını görevden alıyor, AKP’li birini başkan atıyor. Bu, Yalova halkına saygısızlıktır.

Hangi partiden olursa olsun halkın oyuyla seçilen belediye başkanlarının başımızın üstünde yer vardır. Yalova halkının seçtiği belediye başkanını değil İçişleri Bakanı’nın belirlediği başkanı getirdiler. Milletin iradesinin gereğinin yapılması lazım

“PARLAMENTODA KAVGA İSTEMİYORUZ”

Siz halkın oyuyla bir makama geldiyseniz o makamın ön gördüğü koşullar içerisinde konuşmalısınız makamın itibarını korumak zorundasınız. Sayın Erdoğan’ın bana yönelik olarak burada söylenmesi asla mümkün olmayan, ahlakımın asla izin vermediği belli kelimeleri kullanarak hakaret etmesini asla kabul etmiyorum. Kendisine de hiçbir cevap vermedim. Grup başkanvekilimiz onun kullandığı kelimelerin aynısını kullanıyor. Kızıyorlar neden bu kelimeleri kullandın diye. Aynısını sen söyledin. Biz parlamentoda kavga istemiyoruz. Düşünce kadar değerli bir şey yoktur.

Parlamentoda gereksiz bir kavganın parlamentoya hiçbir kazanç sağlamayacağını da ifade etmek istiyorum. ‘Büyük lokma ye büyük laf etme’ demiş atalarımız. Neden büyük lafın arkasında durmak kolay değildir. Büyük laf ediyorsanız önünüze büyük bir hedef koymuşsunuzdur. Eğer yapmazsanız itibarınız zedelenir, o makama da itibar açısından zarar vermiş olursunuz. Biz itibarı kaybeden kişilerin ya da söylediği sözleri tutamayan veya gerisine düşen kişilerin bir memleketi yönetmesini doğru bulmayız. Sonuçta o laflar döner dolaşır TC’ devletine zarar verir, uluslararası itibarını sarsar. Ülkeyi yönetenleri konuşurken çok daha dikkatli olması gerekir.

“ÖSO İLE SENİN NE İŞİN VAR”

Biz, Orta Doğu’da barış istiyorduk. Komşumuzda yangın istemiyorduk. Biz hiçbir Mehmetçiğimizin burnu kanamasın istiyorduk, biz bütün Suriye’nin Mehmetçiğimizin tırnağına dahi değmeyeceğini söylüyorduk ama saray iktidarı buna önem vermedi. 4 Şubat 2020’de 5 öneride bulundum. Çözmek konusunda öneri getirdik size ama arkadaşlar bunu da dinlemediler. Ama büyük laf etmeye devam ettiler. 12 Şubat’ta. ‘Şubat ayı sonuna kadar geri çekilmelerin tamamlanmasını umuyoruz. Rejim bu sürede geri çekilmezse Türkiye bu işi bizzat yapmak mecburiyetinde kalacaktır.’ 34 askerimiz şehit oldu. Sanki bir ölü toprağı serpilmiş gibi bütün Türkiye edin bir sessizliğe gömüldü. 36 saat televizyonların önüne çıkmadılar. Büyük lokma ye büyük laf etme diyoruz, altında kaldılar. Üç gün sonra çıktılar televizyonlara, fıkralar anlatı. Sanki bu ülkede 34 şehidimiz yokmuş gibi. Eleştirdim, hakkım vardı. O şehitlerin ve onların ailelerinin bizde hakkı vardı. Daha toprağa vermeden bu kahkaha nedir? Dedim. En azından gülümseme kardeşim. En azından şehide, o şehidin annesine saygı duy kardeşim! “Omuzlarının üzerinde o başları kalmayacak” diyor. Bir taraftan da acaba biz nasıl toplanırız çözebiliriz diye. O doğru toplansınlar. Ama bu lafı ediyorsan senin toplanmaya gereğin yok. Arkasından dörtlü toplantı olacaktı bu gerçekleşmedi. Putin ben gelmeyeceğim dedi, bu gitti. Giderken de Bay Kemal’in 4 sorusu var demiştim. O sormazsa uçakta gazeteciler sorsunlar niçin Bay Kemal’in sorularını sormadın diye.

-Birliklerimizin yerini bildirmemize rağmen neden askerlerimizi şehit ettiniz?

-İlk saldırının ardından uyarı yapmamıza rağmen ikinci saldırıyı neden gerçekleştirdiniz?

-Yaralı ve şehitlerin Türkiye’ye getirilmesi için helikopterlere neden izin vermediniz?

-Savaş hukukunda yaralıları taşıyan ambulanslar vurulmaz. Siz bu yaralı askerlerimizi almayan gelen askerlerimizin ambulanslarımızı neden vurdunuz?

“ORTADA ATEŞKES YOK”

Gitti oraya Sayın Erdoğan, sonra Putin ile Erdoğan televizyonların önüne çıktılar. İlk konuşmayı Sayın Putin yaptı; görüşmemize başlarken Suriye’de hayatını yitiren askerler için taziyelerimi iletmek istiyorum. Telefon görüşmemizde ifade ettiğim gibi hiç kimse Suriye askeri de dahil olmak üzere orada Türk askerlerinin olduğunu bilmiyordu. Dakika bir gol bir. ‘Bir dakika demeliydi, biz size koordinatları bildirdik, siz vurdunuz sizden gereğini yapmanızı istiyoruz’ demeliydi. Hiç ses yok. Telefon görüşmemizde ifade ettiğim gibi diyor. Ben sana dedim ki, ‘O alanda askerlerin vurulduğu yerde biz sizin askerlerinizin olduğunu bilmiyorduk’ diyor. Erdoğan bu telefon görüşülmesinde Putin’e ne söyledi, ben merak ediyorum. ‘Kabulünüz nedeniyle teşekkür ederim diye’ başlıyor. Yöneticiye bakın Allah aşkına ya, nasıl üzülmezsiniz. Sonunda bir anlaşmayı imzaladılar. Sonuçları ne? Birinci sonucu şu; ortada bir ateşkes yok arkadaşlar.

Askeri faaliyetler durdurulacak. Böylece sorun bir anlamda biraz daha ileriye atılmış oluyor. İkinci konu Türkiye bu anlaşma ile Suriye rejimini resmen tanıyor. Suriye Arap Cumhuriyeti diye geçiyor sözleşmede. Bizzat Dışişleri Bakanı Suriye Arap Cumhuriyeti diye ifade ediyor. Üçüncü sonuç Türkiye Suriye toprak bütünlüğünü kabul ediyor. Dördüncü sonuç; terörle mücadeleyi Türkiye de kabul ediyor ama terörizmin tüm tezahürleriyle ifadesi önemli. Buradaki soru şu; ÖSO ne olacak? Çünkü Suriye rejimi ÖSO’yu terör örgütü olarak görüyor, Türkiye ve Rusya terör örgütü olarak görmüyor. BM tamam ama tüm tezahürlere ÖSO giriyor mu girmiyor mu? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.Altıncı sonuç; karayolları. M4 6 km kuzey güney ekseninde bir güvenli alan sağlanacak ve Suriye rejimi burayı kullanacak. M4’ün altında kalan terör örgütleri ne olacak? Yedi; Suriye hava sahasının açılmasını ancak Suriye kabul ederse mümkün olacak. Bizim için herhangi bir taahhüt yok.

Sormak lazım sen neden oradaki terör örgütlerine destek verdin, neden onların hamiliğine soyundun. Onlar yarın Türkiye’ye gelirse bizim başımıza bela olmayacak mı? Dokuzuncu sonuç, Suriye Gözlem noktalarının gerisine çekilmeyecek. Anlaşmada Esad’ın da görüşü alındı. Erdoğan dönüp Çavuşoğlu’na, Esad ile konuşuldu mu diye sordu. Suriye’den geçen halk için bir tampon bölge oluşturulması da söz konusu değil. Bakanlar orada ama iki kişi daha var orada. AK Parti Genel Sözcüsü ile Mahir Ünal. İşte parti devleti dediğimiz odur. Ne işleri var onların orada? Ağırıma giden Putin’in el işareti ile bizimkileri çağırması. Her biriyle tek tek tokalaşması. Ağırıma gidiyor. Dışişleri Bakanı’nı görüyorsunuz, ter basmış elindeki dosyayı yelleş gibi kullanıyor. Ve bir görüntü var içimi acıtıyor. Kapıda beklerken. Hepsi sıkkın yapılan muameleyi görüyorlar zaten. Haksızlık var, yanlış evet. İnsanlar aşağılanıyor. Hal ediyorlar mı? Hayır. Bunu asla kabul etmiyoruz.”

Bu sözleşme az önce size söylediğim 5 önerinin 4’ünün yerine gelmesini sağladı. Biz söyledik yapmadılar Putin önlerine koydu öyle yaptılar.

Bunları yap diye sana neredeyse yalvardık. En çok üzülecekmişiz. Ne diyeyim Allah akıl fikir versin. Devleti yöneten adamın dokuz boğum olması lazım boğazında. Sanki Suriye yansın yıkılsın haydi hep beraber Şam’a gidelim diyen, ben miydim, sen miydin?

Yenikapı’ya gittim diye çoğu arkadaşımız beni eleştirdi. Orada söylediğim, kullandığım cümlelerden biri şuydu; Camiye kışlaya ve adliyeye siyaseti sokmayın dedim. Beyefendi geldi camide kürsü kuruldu konuşma yapıyor, doğru değil arkadaşlar. İnanca saygı duyun ya.

“ERDOĞAN’A CEVAP VERMİYORUM”

Parlamento’nun çatısı altında yapılan tüm konuşmalarda 'mutlak sorumsuzluk' vardır. Bu her konuşanın canının istediği gibi konuşması anlamına gelmez. Sayın Erdoğan’ın bana yönelik olarak kullandığı kelimeleri asla kabul etmiyorum. Cevap da vermiyorum."