Kuşlar ve İnsanlar

"... Dedemin kuşlarından biri bazen durgunlaşırdı. O zaman dedem anlardı ki, o kuş hasta... Onların hastalıklarını bilir, çeşitli yöntemlerle tedavi ederdi. "

845 okunma

İlginç biriydi dedem... Kitap okur, şiir yazar, günlük tutar, radyodan Türk Sanat Müziği dinler, resim yapardı... Eski bir deniz subayı olduğu için daha çok gemi resimleri... 

Aynı zamanda kuşçuydu. Ötüşlerinden ötürü saka ve florya kuşlarına meraklıydı. Bir dönem de şehrin göbeğindeki apartmanın bahçesinde güvercin beslemişti. Sonra o güvercinleri saldı... Gittiler, bir daha gelmediler... 

Evde iki-üç ayrı kafeste kuş besler, onlara itina ile bakardı. Yumurta sarısı, salatalık, mürekkep balığı kemiği, lohusa şekeri, portakal, üzüm, mandalina, elma yedirirdi kuşlarına.

Dedemin kuşlarından biri bazen durgunlaşırdı. O zaman dedem anlardı ki, o kuş hasta... Onların hastalıklarını bilir, çeşitli yöntemlerle tedavi ederdi. 

Bazen İstanbul Edirnekapı'daki kuş kahvesine giderdi. Bir kez beni de götürmüştü. O kahve hâlâ duruyor mu, bilmiyorum. 

Bu güzel ötüşlü kuşlar evimizin fertleriydi. Dedem rahatsızlanıp da onları özgürlüklerine kavuşturmaya karar verene kadar bizimle birlikte yaşadılar. Sonra uçup gittiler. Dedem de bir süre sonra uçup gitti...

Daha sonraki yıllarda, denize yakın bir evde oturdum ve kuşları, kumruları, güvercinleri, sığırcıkları, özellikle de martıları, bol bol gözlemleme şansı buldum. Onları özgür ortamlarında seyretmek çok güzeldi...

Ve İstanbul'un göbeğindeki ağaçlarda, 1976'dan beri binlerce yeşil papağan ve İskender papağanı yaşadığını da ilk defa o sıralar öğrendim. 

Bir rivâyete göre, ticarî amaçla, satılmak için İstanbul'a getirildikleri kamyon devrilmiş ve kaçmışlar. Oh, ne iyi olmuş!

Sonra geçen hafta evin girişinde bulduğumuz yaralı güvercin... Apartmana çarpmış, kafasından yaralanmış. Her yer tüy ve kan içinde. Sersemlemiş, uçamıyor...

İyileşir mi acaba? Yoksa ölecek mi? 

Ne yapmalıyız? Orada bıraksak, Serengeti Yaylalarında avlanan panterler, aslanlar misali ortalıkta dolanan mahallenin avcı kedileri paralayacak! 

Veterinere götürsek, "Güvercinimiz hastalandı." desek garip olur mu?

Olursa olsun!

Babadağ eteklerindeki, 350 rakım seviyesindeki evimizden yokuş aşağı 7 km. yol katederek çarşıya indik. 

Veteriner genç biri... Şöyle bir baktı; "Geceleri gözleri görmez bunların... O yüzden apartmana çarpmıştır." dedi. "Karnı da acıkmıştır. Siz evde biraz ekmek kırıntısı ve su verin, kendine gelir."

Dediği gibi yaptık. Gece bizimle birlikte uyudu bir kolinin içinde... Sabah balkona koyup uçmasını bekledik... Bir yarım saat kadar öylece durdu... Sonra uçtu... Gitti... 

Dedemi hatırladım... Güvercinlerini... Kuşlarını... Kuş kahvesini... Saroz Körfezi'nde tatildeyken deniz kenarından toplayıp getirdiğim mürekkep balığı kemiklerini... Martılı evi hatırladım... Ataköy'deki yeşil papağanları...

Özgürlüğüne kavuşup kanat çırpan tüm kuşları tek tek anımsadım o günün gecesinde... 

İnsanlar ve kuşların ortak tek bir tutkusu varmış gibi geldi; Özgür olmak...

İşte böyle... :)

Doğayla, sevgiyle kalın. Sağlık ve güzellik 'En Doğal Hakkımız'

Ayşen Baloğlu / Yazar & Yaşam Koçu

aysen@mayanatural.com.tr

Maya Blogdaki yazılarımı da okumak ve Maya Natural ürünlerini satın almak için;

https://www.mayanatural.com.tr

https://www.instagram.com/mayanatural.tr