Merve Dizdar: "Oyuncu olarak görevimiz daha güzel olmak değil!"

Güzellikteki ‘kusursuzluk’ anlayışının yerini ‘doğallığa’ bırakması hakkında konuşan ünlü oyuncu Merve Dizdar, “Kusursuzluğa inanmıyorum. Herkes kusurlu ve herkes mükemmel bence. İnsanı tipine göre ayırmıyorum. Kişi nasıl görünmek istiyorsa, öyle görünür” dedi.

“Masumlar Apartmanı” dizisinin 'Gülben'i Merve Dizdar, Elele Dergisi'nin yeni sayısına kapak oldu.

“Masumlar Apartmanı”, son zamanlarda televizyonun başına gelen en güzel şeylerden biri. Tüm karakterler, seyirciyle bağ kurmayı başarsa da Gülben deyince, özellikle sosyal medya yorumlarında ‘Ah Gülben, üzümlü kekim’ samimiyetinde bir bağ söz konusu... Bunun nedeni Gülben’in “Masumlar Apartmanı”nın en masumu olarak görülmesi mi sizce?

- Evet, çok güzel tepkiler geliyor. Çok mutlu oluyoruz. Seyircilerimize çok teşekkür ederim bu vesileyle. Fakat tek masum Gülben mi ki? Bence “Masumlar Apartmanı”nda herkes masum. Herkes hüzünlü, herkes dertli. Aynı zamanda herkesin karanlık tarafı var. Siniri, hırsı, öfkesi, umudu... Yani herkes gerçek. Bence çok sevilmesinin sebeplerinden biri bu. Karakterlerin hepsi yaşıyor. Hepimiz izlerken bir yerlere gidiyoruz, başka anılara... Herkes masum o yüzden. Kimsenin suçu yok ama aslında hepsi suçlu... Bu bir zincir ve bana sorarsanız kırılması gerekiyor. Kendimizi iyileştirebilecek güç bizde var; kendine inanmakla başlıyor.

'Gülben kadar cesur olabilir miyim bilmiyorum'

Aslında diğer kardeşlerde olduğu gibi Gülben de çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalmış ve bu yüzden de hep çocuk kalmış. Büyürken pek çok eşikten geçiyoruz, belli ki Gülben’de bu eşikler kocaman bir boşluk... Siz ne dersiniz?

- Hepsi sevgi eşiğinde takılıp kalıyor. Gülben, ortanca çocuk. Ortanca olması gibi, hayatta da hep arada kalmış bir karakter. Tüm duyguları bastırılmış. Kimse onu dinlemiyor, ciddiye almıyor. Yok sayılmak o kadar ağır bir şey ki... Kendini var etmeye çalışıyor. ‘Ben de buradayım beni de görün’ çırpınışları o kadar net ki... Bu yüzden de çocuk gibi. Özgüveni, hiç yok. Saf, iyi niyetli. Kimse üzülsün istemiyor; ama en sevdiğim özelliği, bu kadar sevgisiz büyüyen bir insanın sevgiye bu kadar inanması diyebilirim. İnancına, hayallerine, cesaretine bayılıyorum. Ben bile şaşırıyorum bazen. Bu kadar cesaretli olabilir miydim? Bilemiyorum. O yüzden Gülben, çok özel bir insan. Çok gerçek, çok iyi.

Geçmiş yıllarda güzellik ‘kusursuzluk’ olarak görülüyordu. Şu anda özellikle seyirci tıpa tıp aynı görünen kusursuzluktansa, doğal oyuncuları takdir ediyor ve hatta bu kez de estetikli, kaslı oyunculara karşı sert eleştirilerde bulunuyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 - Kimse kimseyi yargılamamalı. Kimseyle kıyaslamamalı. Ben Merve kişisi olarak, kusursuzluğa inanmıyorum zaten. Herkes kusurlu ve herkes mükemmel bence. İnsanı tipine göre ayırmıyorum. Kişi nasıl görünmek istiyorsa, öyle görünür. Ama oyuncu Merve olarak; bugün bir rol gelir kaşımı alırım, bir rol gelir sarışın olurum, bir rol gelir saçımı kestiririm, bir rol gelir kilo alırım. Oyunculuğun keyfi burada. Karakter neyi gerektiriyorsa, o olmaya çalışmalısın. Oyuncu olarak görevimiz daha iyi görünmek, daha güzel olmak, daha zayıf ya da kilolu olmak değil; karakter inşa etmeye çalışmak.

'Hayal kurmaya bayılırım'

Gülben gibi oyuncaklarla dolu bir odada, bir nevi gerçek dünyadan koparak hayal dünyasında yaşamak; aslında sınırsız bir özgürlük sağlıyor olmalı. Ta ki gerçekler, bu hayal bulutunu dağıtana dek... Sizin hayallerinizin, özgürlüğünüzü kısıtlayan gerçeklerle ilişkisi nasıl?

 - Ben hayal kurmaya bayılırım! Hep öyleydim, küçüklüğümden beri. Hatırlıyorum bazı oyunlarımı, inanılmazlar. O kadar inanıyorum ki yarattığım o oyuna...

Çocukların yarattığı oyunlar şahane bence! Bu bende büyüdükçe de devam etti. Sadece şöyle bir değişim oldu: Gerçekliğe yakın, gerçek olabileceğine inandığım hayaller kurdum hep. Kendimi sahnede hayal ettim, dizide, beyazperdede... O yüzden özgürlüğümü kısıtlayan gerçekler yok. En azından iş özelinde. Özel hayatımda ise çok düşünmüyorum bunu. Geçmişle çok bağlantılı bir insanım ben.

Severim geçmişi ama bazen geçmişi, geçmişte bırakmak gerekir. Şu an buradayım ve bu yolculuğun tadını çıkarıyorum. İyisi iyi, kötüyü de içimde halledip iyi etmeye çalışıyorum.