O Gece...

301 okunma
O gece …. Geriye Ne kalır

Ve Binali Bey Yapay Zeka İşine Giriyor

KAYDA GEÇSİN


Kıyamet kopmadı, yeni bir şey söylenmedi,

İstanbul gibi bir şehrin iki adayını koskoca sini tepsisi gibi masaya oturtmuşlar, karşılarında sininin çapı uzağında ufak tefek bir adam, niye o kadar mesafe koydu araya belli değil, adayların birleşip kendisine saldırmalarından mı korktu düşüncesi insanın aklından geçiyor.

Işıklar kötü özensiz, makyaj sıfır, Binali Yıldırım sapsarı yüzüyle karşımızda ikiside yorgun doğal olarak ve biri gençliğin avantajını kullanıyor.

Kennedy ve Nixon ile mukayese edenler var, Nixon’u dudak üstü yanlış makyajı bitirdi derler!

Ve açılış konuşmasında İsmail Bey demokrasi, medeniyet dersi, nasihatlarıyla siyanet meleği bir medya mensubu kişiliği çiziyor, masal bu olsun….

Birazda sınıf öğretmeni kişiliğiyle iki adayın babalar gününü kutluyor, sonrası nasıl beceriyorsa bütün geceyi kendi üzerinden kendi merkezli olarak sorduğu sorularıyla götürüyor.

Ama güzel götürüyor ki her iki taraf memnun, Ekrem Bey bir ara itiraz edecek gibi oluyor ama sonu gelmiyor.

İsmail Bey'in her sorusunda hep ama hep kendi var; yok ‘kardeşinizim’ , yok ‘Kürt Kökenli’ bir yurttaşım diye başlayan içinde ‘diversity’ yani çeşitlilik eksik olmayan sorular.

‘Ben neyi kimi seçeceğim’ sorusunu tekrar tekrar soruyor, yani sanki işi gücü bırakmış 2 aday ve millet İsmail kimi seçecek gibi bir sorun için toplaşmışız, darılmasın ama ego patlaması demiyelim  üzülmesin ama bir ego nükleer santralı gibiydi, soğutursak daha kötü patlar tam da Çernobil izlemişim!

Yeni format yeni format dedikleri bu, iki adaya yönelttiği sorularının içinde hep kendi olan gazeteci!

Ama bu konuda yanlız değil.

Sormayan, kendini anlatan gazeteci, kendi fikirlerini siyasi liderler üzerinden anlatan gazeteci moda, yani kısaca gazeteci filan yok ortada.

Haa birde seçimlerde  ortaya çıkan ve adayların halkla ilişkilerini yürüten çalçeneler var gazeteci niyetine.

Bir gece önce de aynı format Adalet Yürüyüşü’nün 1. Yıldönümü için yapılan programda oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu nerede ise sordu gazeteciler yanıtladı!

Adalet yürüyüşü gibi temel felsefesi adalet isteği olan bir uzun yürüyüşü keşke hukukçularla konuşsaydı. Yazık oluyor bunca emeğe, gerçekten insan umutsuzluğa gark oluyor bunları izledikçe.

‘O Gece’ye dönecek olursak, İsmail Bey adaylarla daha önce görüşmüş müymüş...

Neden Didem Yılmaz ile ikili sunmamışlar, akıl eden Didem Hanım imiş, telif haklarına pek saygılıdır ya medya ve akademik, sanat dünyamız, ay güleceğim yoktu.

Demokrasi geri gelmiş, özlenen manzaraymış,

Peki ne konuşuldu, neler konuşulamadı, sorulamadı asıl onlar yok.

Şahsen  konuşulanlar arasında Binali Yıldırım ‘Yapay zeka’ çalışmasını vaad edince koptum yahu!

İstanbul’un hali zeka, estetik, arsızlık gibi sorunlar yüzünden ya, şimdi yapay zeka işine giriyorlar, kim yapacak peki yapay zekayı muhtemelen bir geri zekalı… Of kopmıyayım da ne yapayım.

İmamoğlu ise o gece pek sessizdi…

Nerdee meydanlardaki kükreyen Ekrem Abi,

İttifak adayı gibi davranayım derken Halk Parti adaylığından da sanki vazgeçmiş gibiydi, 

Diversity yani çeşitlilik üzerine retorik yaparken İstanbul’lu olmak fikrinin yanından bile geçmedi, o çeşit eksik kaldı.

Olabilir bütün etnik guruplarla kucaklaşacak, bizde herhalde bu sefer Beşiktaş vapurundan inerken değişik, daha genç bir belediye başkanından azar işiteceğiz hissine kapıldık.

‘Hemşehrilerim’ hitabı ise herhalde Karadeniz’lileri kapsıyor ve gecenin sonunda çektirilen resim her şeyi anlatıyor:

Sol başta Binali Yıldırım’ın kızı, sağ başta İmamoğlu’nun oğlu, ortada adaylar ve eşleri, soldan ikinci İsmail Küçükkaya, resimde  ekip halinde varlar ama halk, beklentileri, sorular ve cevapları yoktu, biz medyanın bu resimlerinden yorulduk artık.

Sonuç: Özdemir Asaf şiiri gibi:

Geleceğim, bekle dedi gitti

Ben beklemedim

O da gelmedi

Ölüm gibi bir şey oldu

Ama kimse ölmedi


Kayıtsızlık, kandırılmışlık, köksüzlük her şey vardır bu şiirde hiç bir şey anlatmaz çok şey anlatır.

Bu seçimlerden geriye ne kalır;

Ne yapacağını şaşırmış artık haber yapmak, soru sormak yerine kendi öykülerini anlatan bir medya ve birbirinden berbat şarkılar kalır, hele o şarkılar, seçim kaybettirir adama.

Cumhuriyet, yüzüncü yılına yaklaşırken  ne yazık ki  bir  10. Yıl marşı yapamaz haldeyse,

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan; gücünde sözleri yazamıyorsa şarkı söylemeye hakkı yok demektir, eh o zaman sussun daha iyi.

Ve 10. Yıl Marşı'nı bari korumaya alalım derim, ötesi sevincimiz yok.

Bu marş halk söylediği zaman olağanüstü bir coşkudur,

Ama elindeki bayrağı eller havaya komutuyla sallayan düğün şarkıcıları söylediği zaman değil.

Elbette yurttaşlık görevimin bilincindeyim, doğru olanı, gereğini yapacağım.

İstanbul’u ciddiye alsalardı iyi olurdu, geriye kalbi kırık İstanbul’lular kalır bu da az buz bir şey değildir, demokrasi için başlangıçtır.

Saygıyla Kayda Geçsin

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com