PARİS'E FEMİNEN BİR DOKUNUŞ

Sinema Yazarı/Film Eleştirmeni Efe TEKSOY, Netflix'in romantik komedi ve macera türündeki dizisi 'EMILY IN PARIS'in 1. sezonunu sizler için yorumladı.

1011 okunma

ROMANTİK BİR PARİS ATMOSFERİ

Romantik komedi filmlerinin yeni nesil sevilen oyuncusu Lily Collins, bu defa karşımıza Netflix yapımı bir Amerikan dizisiyle çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Sex and the City’nin yaratıcısı Darren Star’ın oturduğu dizi, izleyiciyi muhteşem bir Paris seyahatine çıkartıyor. Özellikle genç kızların beğendiği 'The Devil Wears Prada' türü filmlerin izinden giden yapım; aşk, kariyer ve moda dünyası üçgeninde geçiyor. Emily In Paris, istenmediği yerde/ülkede tek başına ayakta kalmaya ve tutunmaya çalışan bir genç kızın mizah dolu öyküsünü anlatıyor. Bir nevi Amerikan Rüyası temasının işlendiği bu neşeli dizi, çarpıcı Paris atmosferini deneyimlemek ve soluksuz bir maceraya atılmak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir yapım.

EMILY IN PARIS

Emily Cooper pazarlama yöneticisi olarak Chicago'da çalışmaktadır. Hiç beklemediği bir anda karşısına Paris'te çalışma fırsatı çıkar. Paris'te yeni bir hayata adım atan Emily, bir yandan yeni işine adapte olmaya çalışırken diğer yandan aşk ve arkadaşlık ilişkilerini yürütmeye çalışır. Macera dolu romantik bir yolculuğa atılan Emily, Paris'in altını üstüne getirecektir.
Dizinin oyuncuları arasında; Lily Collins, Philippine Leroy-Beaulieu, Ashley Park, Lucas Bravo, Samuel Arnold, Camille Razat ve Bruno Gouery yer alıyor.

FEMİNİZM GÖSTERGELERİ

Chicago'dan Paris'e gelerek Fransız kültürünü benimsemeye ve alışmaya çalışan Emily'nin, mizah dolu hikayesinde birçok feminizm göstergesi yer alıyor. Örneğin Paris'in en ünlü cafelerinden birisi olan "Cafe'de Flore"da vakit geçirdiğini görüyoruz. Burası (dizide de anlatıldığı gibi) Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir'nın vakit geçirdiği tarihi bir mekan. Fransız Simone de Beauvoir, 20. yüzyılın en büyük filozofları arasındadır ve ayrıca fenizim denilince ilk akla gelen isimlerden birisidir. Feminist bir düşünür olan Simone de Beauvoir'nın modern feminizmin temellerini attığı 1949 yılında yayınanan 'İkinci Cinsiyet' (Le Deuxième Sexe) adlı eseri, bu akımın en önemli kaynak kitaplarından birisidir. Dizide de Emily, Beauvoir'nın oturduğu cafede oturduğu tanıştığı Thomas karakterine bu kitabı üniversite yıllarında okuduğunu söyler. Ayrıca Thomas karakteri de sonrasında Emily'e Anais Nin'in kitabını verir. Fransız yazar Anais Nin, kitaplarında erkeklerle yaşadığı ilişkileri anlatır ve onları eserlerinde bir nevi meta gibi sunar. Aynı şekilde Emily'nin de ilişkilerine bu şekilde yaklaştığını görüyoruz. Bir başka sahnede Emily, Antoine Lambert ve Sylvie karakterlerinin çektiği reklam filmine erkek bakışıyla çektiği ve kadını bir meta olarak kullandıkları için tepki gösterir. Dizide görüyoruz ki; Emily karakteri, istenmediği yerde tek başına ayakta kalmak için yaşam savaşı veren güçlü bir kız imajı çiziyor.

KADININ FENDİ

Kültürel farklılıkların mizahi bir dille anlatıldığı Emily In Paris, olağanüstü görsellerin yer aldığı; zarafet, ihtişam ve lüksün vücut bulduğu eğlenceli bir gençlik dizisi. Özellikle genç kızların beğenerek izleyeceği bir dizi olan Emily In Paris, ışıltılı Paris atmosferini deneyimlemek isteyenlerin kaçırmaması gereken eğlenceli bir yapım.

İyi Seyirler Dilerim

EFE TEKSOY