Patronaj Di̇li̇ Ve Sanatçı Artıklarının Ahlâkı…

Sacit Aslan'ın yeni yazısı...

“Ekmeğimi yedin” cümlesi bir tespit değil, bir zihniyet ifşasıdır.

Bu ifade emeği kutsamak yerine lütuf vehmiyle kirleten, ticareti ahlâk değil minnet ilişkisi sanan avam bir bakışın ürünüdür.

Kimse kimseye ekmek vermez.

Ekmek, alın terinin karşılığıdır; bağışın değil.

Sanatçı sahneye çıktığında dilenmez; bilgisini, birikimini, kabiliyetini, yıllarını ve riskini ortaya koyar. Karşılığında aldığı ücret bir ihsan değil, hak edilmiş bedeldir. Müessese de aynı şekilde “ekmek veren” bir hayır kurumu değil; organizasyon, yatırım, risk ve sorumluluk üstlenen bir ticari yapıdır. Ortada iki tarafın da yükümlülüklerini yerine getirdiği eşit bir akit vardır.

“Ben sana ekmek verdim” diyen kişi aslında şunu söylemektedir: “Seni kendime borçlu kılmak istiyorum.” Bu söz, cömertlik değil iktidar ve tahakküm hevesidir, minnet üretme arzusudur.

Karşısındakini Medyûn-i şükran hâline sokma çabasıdır. Asıl sorun kelimede değil, niyettedir.Bu cümleyi kuran kişi, emeği değil kendini merkeze alır. Alışverişi değil itaati, sözleşmeyi değil sadakati, hakkaniyeti değil bağımlılığı talep ediyor demektir.

Modern dünyada bu dil çoktan hükmünü yitirmiştir.

Bu söylem; lonca artığı, feodal bir tortu, modası geçmiş patronaj ve sanatçı(!) artıkları zihniyetinin son çırpınışıdır.

Çünkü bugün onur, “ekmek verilmesiyle” değil, emeğin teslim edilmesiyle korunur.

Velhasıl:
Kimse kimseye ekmek bahşetmez. Herkes işini yapar, bedelini alır.
Bunun dışındaki her ifade, basitliğin kelimeye bürünmüş hâlidir.
Ve en önemlisi şudur:
Emeğin karşılığını vermek erdemdir; ama bunu lütuf gibi sunmak erdemin iflasıdır.

Sacit ASLAN