Soyluluk Masalıyla Mi̇ras Deği̇l Utanç Tüketi̇yorsunuz
Sacit Aslan'ın yeni yazısı...
Bu kibir, bu küstahlık, bu kendini bir şey sanma hâli nereden geliyor hatun?
Senin oğlun “Bulunmaz Hint kumaşı” değil. Sen de masallardan çıkmış bir Osmanlı sultanı hiç değilsin.
Üzerine giydiğin unvanlar, ağzına doladığın soyluluk hikâyeleri ve sırtını dayadığın hayali ihtişam; hepsi birer kostüm, hepsi birer sahne dekoru.
El âlem, alın teriyle, onuruyla, binbir zorlukla büyüttüğü kızlarını senin oğluna hizmet etsin, onun yatak keyfine, egosuna, kurban olsun diye yetiştirmedi.
Kimse kimsenin uşağı, figüranı, yedek lastiği falan değil. Kadınların emeğini, sabrını, hatta suskunluğunu doğal bir hak sanmak; yalnızca görgüsüzlük değil, ahlaki bir çürümedir.
Ana-oğul önce bir silkelenin. Ama öyle göstermelik değil; vicdanınızdan tutup sertçe sarsılın.
Çünkü bugüne kadar yaptığınız tek şey: fırsat buldukça başkalarının emeğine konmak, hakkı “kısmet”, arsızlığı “akıllılık”, yüzsüzlüğü ise “özgüven” diye pazarlamak oldu.
Yetmedi, her türlü mendakkadukka yöntemlerle toplanmış serveti utanmadan bedava peynir uğruna reklam malzemesi yapacak kadar küçüldünüz.
Paranın da bir haysiyeti vardır ama siz onu bile ayaklar altına aldınız.
Üzerine tepine tepine kullandığınız o servetin gerçek sahibi, mezarında taklalar atıyor sizin yüzünüzden. Arkasında bıraktığı zerre kadar olan itibarı da har vurup harman savurdunuz.
Şunu iyi bilin: Bu sürat, bu hoyratlık ve bu vidansızlığınız sonunda duvara toslamaya mahkûmdur. Çünkü kibirle hızlanan herkes, freni vicdan olan bir gerçeğe çarpacaktır.
Ve o çarpışmada ne soyluluk masalı kalır, ne unvan, ne de sahte ihtişam.
Geriye kalan sadece:
Boşa harcanmış bir soyad, kirletilmiş bir emek ve utançla anılan bir hikâye.
Sacit ASLAN