Tarzan Refleksi!

Sacit Aslan'ın yeni yazısı...

Arabadan iniş anı…

Normalde bu ülkede arabadan insan iner.

Ama burada bir belgesel başlıyor: “Şehirde Tarzan: Mahremiyetini Desibel ile Savunan Diva.”
Bülent Ersoy “mahremiyetime saygı” istiyor ama yöntem şu:
Ormanı ayağa kaldır, kuşlar göç etsin, camlar titresin, sonra ‘çekmeyin’ de.
Bu mantık banka soygununda “sessiz olun” diye megafonla bağırmak gibi.

Mahremiyet dediğin şey kısık sesle istenir.
Bağırarak istenirse adı mahremiyet değil, akustik şov olur.
Ortada “Beni çekme” talebi yok, “Beni daha net çekin, sesim de girsin” çağrısı var.


 

Bir insan düşünün:
– Kameralardan rahatsız
– Çözüm: Daha çok dikkat çekmek

Bu, diyet yapanın baklava tepsisini kafasında taşıması gibi bir strateji.
Tarzan metaforu abartı falan değil.

Çünkü Tarzan da bağırır, ama bir farkla:
Tarzan ormanda yalnızdır.
Burada ise otopark var, kaldırım var, muhabir var, telefon var, internet var.

Yani orman yok ama kükreme 5K.
En komik kısmı şurası:
Bu bağırışın sonunda ne oldu?
– Mahremiyet mi sağlandı? ❌
– Daha çok video mu çıktı? ✅
– Sosyal medya mı şenlendi? ✅
– Millet “ne izledim ben” diye mi güldü? ✅

Yani sonuç:
Mahremiyet = 0
Gürültü = Sonsuz
İtibar = Yankıda kayboldu

Son söz: Mahremiyetini koruyamayan bağırır.
Mahremiyetini bilen arabadan sessizce iner.
Geri kalan her şey performanstır.
Ve bu performans, ne yazık ki Tarzan’a bile ayıp etmiş…
😂😂😂😂😂😂😂😂

Sacit ASLAN