Tümörün kaderi genetik haritada

Kanser hücresindeki farklılıkları tespit eden testler, hangi ilaçların kullanılması gerektiğinin ipuçlarını da veriyor. Tümörün parmak izini çıkaran bu testler, bağışıklık sisteminin tümör hücresini yakalayarak tamamen yok etmesine yardımcı oluyor.

Tümörün kaderi genetik haritada
721 okunma

Türkiye Gazetesi'nden Ziyneti Kocabıyık'ın haberine göre tümör hücresini iki kelime ile tarif etmek gerekse kısaca “akıl küpü” diyebiliriz. Çünkü kanser hücreleri öyle akıllı ki, onları yakalamakla görevli bağışıklık sisteminden çok çeşitli metotlar kullanarak kaçabiliyor. Bazen üzerine bir zırh giyip kendini çok iyi saklıyor bazen de sinyallerini değiştirerek bağışıklık hücrelerini kandırıyor. 


Artık çok iyi biliyoruz ki, kanser genetik bir hastalık. Tümör hücresindeki genetik değişimler ve bozulmalar sonucu ortaya çıkıyor; bağışıklık sisteminden kaçabildiği anda ise hastalık belirtileri başlıyor. Bütün bu bilgiler kanser tedavisinde yeni ilaçların ve yeni tedavi metotlarının gelişmesinde farklı kapılar açıyor. Özellikle insan genom haritasının çözülmesi, insanoğlunun kanserle savaşından önemli zaferlerle çıkmasını sağladı.. Hedefe yönelik tedaviler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiler, tümör hücresiyle savaştaki en önemli silahlar… 


GENETİK HARİTA İLE ÖNÜMÜZÜ GÖRÜYORUZ


Tümörün genetik profilini ortaya koyan ‘genetik haritalamanın’ tedavi sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini söyleyen Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mutlu Demiray “23 bin gen var ve bunun yüzde bir buçuğu kanserle ilişkili. Yani bu da 300-600 arasındaki genin kanserle ilişkili olduğunu gösteriyor. Farklı firmalar kandan veya tümör dokusundan bakarak tümörün genetik mutasyon haritasını ortaya çıkarıyor. Yaklaşık 324 genetik mutasyon tespit edilebiliyor. Buradan elde ettiğimiz bilgiler, tedaviyi tamamen değiştiriyor. Tümörün yaşamasını sağlayan genetik değişiklikleri tespit eden ve tümörün parmak izini ortaya çıkaran yeni nesil DNA dizilimleme yöntemleri, tedavide hangi ilaçları kullanabileceğimizi gösteriyor. Bunu dereden geçerken hangi taşlara basmamız gerektiğini gösteren bir navigasyona benzetebiliriz. El yordamıyla bulabileceğiniz tümörde hedefi gösteriyor. Doğru taşlara bastığımızda ıslanmadan karşıya geçebiliriz. Bundan sonra artık maharet hekimin o ilaçları doğru zamanda ve doğru dozda kullanabilmesinde. Bazen tek ilaç yetmiyor. Kombinasyon yapıyoruz” dedi.

YENİ YAKLAŞIM: "ORGANI DEĞİL TÜMÖRÜ TEDAVİ ETMEK"


Kanserde artık kişiye özel tedaviden tümöre özel tedaviye geçildiğini söyleyen Prof. Dr. Demiray “Eskiden kanseri organ bazlı tedavi ediyorduk. Akciğer kanserine akciğer kanseri ilacı, meme kanserin meme kanseri ilacı, kolon kanserine kolon kanseri ilacı veriyorduk. Artık organ bazlı tedavi dönemi sona erdi. Yani tümörün nereli olduğunun önemi yok. Önemli olan tümörde nasıl değişiklikler meydana geldiğini anlayabilmek. Yani tümör hangi yolakları kullanarak büyüyor, metastaz yapıyor, hangi yolaklarla besleniyor; bunları öğrenmeye başladık. Bugün tümöre yönelik tedavi yapıyoruz. Mesela 32 yaşında prostat kanseri bir hasta  55 yaşında meme kanseri hasta ile  o kadar benziyor ki, ikisini de aynı ilaçla tedavi edebiliyoruz” diye anlattı…

MUTASYONA GÖRE İLAÇ SEÇİMİ


Bir genetik profillemeden çıkan sonuca göre tümörü yok etme potansiyeli en yüksek olan ilaçların seçildiğini anlatan Prof. Dr. Demiray “Tümörün mutasyonlarına yani değişimlerine göre akıllı ilaçlar, immünoterapi ya da bunların kombinasyonlarını yapabilirsiniz. Eğer tümörde birden fazla mutasyon varsa tümör hücresi normal hücrelerden daha farklı oluyor. Tümör mutasyon yükü çok yüksek olan hastalarda da akıllı ilaç kullanmıyoruz, bağışıklık sistemi bunu çok kolay yakalar deyip bu defa immünoterapi deniyoruz. Bugün akciğerde kemoterapi ile ortalama 12-16 ay gibi sağ kalımdan bahsederken akıllı ilaçlarla bu rakamlar 36 aylara geldi. Hayat süresinin uzamasını bir yana koyarsak, kemoterapide yaşanan kusmalar, kan değerlerindeki düşüklükler, hâlsizlikler akıllı ilaçlarla yaşanmıyor. Hastanede damardan tedavi almak yerine evde hap alarak tedavinize devam ediyorsunuz. İşinize gidiyorsunuz arada uçurum var” diye konuştu.

GÜÇ BİRLİĞİ BAŞARIYI GETİRECEK


Gelenekselle modern tıbbı birleştirmek lazım. Başta Amerika ve Almanya olmak üzere birçok ülkede modern tıpla geleneksel tıbbın birlikte kullanıldığını belirten Prof. Dr. Demiray “İntegratif tıp adı verilen bu metot geleneksel tıbbın bilimsel kanıtlarının oluşturulup modern tıbba entegre edildiği bir yaklaşımdır. Vücudun kendini iyileştirme mekanizmalarını kullanarak yapılan bu tedaviler, modern tıbba alternatif değildir. Bugün integratif tıbbı kullanan Almanya, Kanada, Japonya dâhil dünyada 1.300 tane hastane, 130 tane üniversite var. Bu üniversitelerde de bununla ilgili bilim dalları bulunuyor. Dünyada integratif tıbbın olmadığı tek ülke biziz” diye anlattı. Ayrıca ‘kişiye özel ilaç üretimi’ konusunda da devletin desteğinin olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demiray “Hayalim yurt dışında ‘compounding pharmacy’ denilen kişiye özel ilaçların Türkiye’de de üretilmesi. İnsanlarımıza özel ilaçlar üretilsin, Bakanlık da bunu desteklesin.  Sonuçta özellikle kanser tedavisi gibi alanlarda tamamen dışa bağımlı olmaktan kurtuluruz” diye konuştu. 

Tedaviye C vitamini dopingi


7 yıldır integratif tıpla uğraştığını anlatan Prof. Dr. Mutlu Demiray, C vitamini ve zerdeçalın tedaviye eklenmesi ile kanser tedavisinde önemli başarılar elde ettiğini belirterek  “Bu amaçla TÜBİTAK MARTEK’le beraber yürüttüğüm projelerimde zerdeçal, yüksek doz vitamin C ve hipertermi gibi metotlar başta olmak üzere geleneksel tedavileri modern tedavilerle birleştirerek daha etkili tedavi usulleri geliştirmeye çalışıyorum” dedi.

C vitaminin kanser tedavisinde kullanılmasının 1970’lere dayandığını anlatan Prof. Dr. Demiray “İlk defa Nobel ödüllü kimyager Linus Pauling, yüksek doz C vitaminin kanser hücreleri ile savaşabileceğini gösterdi. Bilim dünyası buna karşı çıkan yayınların etkisinde kalınca bu tez bir kenara kondu. Daha sonra Science’da yayımlanan bir çalışma, damar içine verilen yüksek doz C vitaminin kansere sebep olan yaygın mutasyon taşıyan kanser hücrelerini öldürebileceğini ve farelerde mutasyonlu tümörlerin büyümesini durdurabileceğini ortaya koydu” dedi. C vitaminin tek başına kanser hücrelerini öldürmediğini ancak mevcut ilaçlarla kullanıldığında ilaçların etkinliğini artırdığını söyleyen Prof. Dr. Demiray “Belli bir dozun üzerine çıktığınız zaman C vitamini selektif olarak kanser hücrelerini öldüren bir ajan hâline geliyor. Hiçbir yan etkisi yok ve hastanın enerjisini yükselterek daha iyi hissetmesini sağlıyor. Bu tedavileri Türkiye’de de yapabiliyoruz” dedi.