ULUÇ’UN YAZILARINA SERT YANIT!..

Hıncal Uluç ile Fuat Uğur arasındaki polemik git gide büyüyor...

ULUÇ’UN YAZILARINA SERT YANIT!..
9373 okunma

"HINCAL ULUÇ’UN YALAN VE İFTİRALARINA YANIT:

Değneksiz köyde, taşlar bağlanınca böyle oluyor demek ki. Hıncal Uluç türünün son örneklerinden biri olarak, savunmasız kaldığımı düşünüp saldırılarını devam ettiriyor. Hatta bunu bir itiyat haline bile getirdi diyebilirim. Ama “Hadi cevap vermiyeyim şuna, besbelli kendine yeni bir çatışma alanı yaratmak istiyor” dememe rağmen durmadı Hıncal Uluç. Üstelik, zerrece utanma duygusu taşımadan ve yalan söyleyerek bunu sürdürmekte.

Önce “ATV Haber’i Ali Kırca ve ekibinden birincilikle aldı, dördünücülüğe düşürdü, bu yerlerde sürünmek değil de nedir” diyerek koca bir YALAN’ın altına imza attı Hıncal Uluç.

Eğer onda demans belirtisi yoksa şunu çok iyi biliyor olmalıdır. Ben, Ali Kırca ve ekibi ayrıldıktan tam altı ay sonra göreve başladım. Geldiğimde ise ATV haber birinci değil, zaten altı aydır dördüncüydü.  Kaldı ki Ali Kırca ve ekibi ATV Haber’den ayrıldığında yıl itibariyle üçüncü, ayrıldıkları ay(Aralık 2007) itibariyle de ikinciydi. Bunun belgelerini yıllık reyting raporu olarak geçen hafta Hıncal Uluç’a da gönderdim, bakıp en azından yalanını düzeltsin diye.

Ama ruhundaki çürümüşlüğü insanlara iftira ederek, çamur atarak onarmaya çalışan bu tuhaf kişilik yetinmedi, önceki gün yeniden aynı saldırgan üslupla benim “taraflı” yayın yaptığımı yazdı.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Görev yaptığım süre içindeki yayıncılığımla gurur duyuyorum. Bu yayıncılığın, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları ve basın özgürlüğü tarihine bir onur süreci olarak geçtiğini biliyorum çünkü. Bu yayıncılığın, karanlık odaklar ve yapılanmalar tarafından yokedilmeye, küçük düşürülmeye çalışıldığını da biliyorum. Ben ve arkadaşlarım tabii ki habercilik anlayışımızla, Hıncal Uluç’ta çığırtkanca yansıyan bir ideolojik anlayışın tarafında olmadık.

Darbecilere, gizli ve açık tüm faşistlere karşı demokrasiden, hukuktan ve insan haklarından yana taraftık.

* Keçiören’de zabıtadan öldüresiye dayak yiyen büfecinin görüntülerini yayınlayarak taraf olduk örneğin. ABD elçisi olayı bir hafta sonra soruşturunca merak eden “Hıncal abi habercileri”nden olmadık.

* Ergenekon davasında haberciliğimizle Türkiye halkından ana taraf olduk çünkü onun bilgilenme ve haber alma hakkından yanaydık. Bu davayı Hıncal Uluç’un sevdiği haber bültenleri gibi görmezden gelemezdik.

* Ergenekon’da yargılananların insan haklarından, hukukundan taraf olduk. Ergenekon davasını görmeyenlerin sırf Kuddusi Okkır haberi yapmalarına karşın, ATV Haber olarak Kuddusi Okkır’ın eşiyle röportajlar yayınlayıp bu trajediye dikkat çektik ve Okkır’ı sürekli takip edip taraflı olduk. Aynı şekilde bir diğer hasta olan Ergenekon sanığı Asuman Özdemir’le de röportaj yaparak onun hakkını, hukukunu dile getirmesinden yana taraf olduk.

* Cezaevinde rahatsızlanan diğer Ergenekon sanıklarının haberlerini de “Yeni Kuddusi Okkır’lar olmasın” başlığıyla yayınladık ama hastalık adı altındaki soytarılıkları da teşhir etmekten geri kalmadık. Hıncal Uluç abilerini üzme pahasına.

* Ama Ergenekon’un sözde hastalarını tefrika edenlerin görmezden geldikleri bir başka cezaevi trajedisini de biz gündeme getirdik. Erol Zavar, Güler Zere gibi ölümcül hasta olan 40’tan fazla mahkûmun dramı defalarca yayınlandı. Evet, bu konuda da taraftık ve haber takibi yaptık. Güler Zere’nin adını bizden aylar sonra ağızlarına alan Hıncal Uluç’un gözdesi habercilerin alçakça suskunluğu bize göre değildi çünkü.

* Poliste dayak yiyen, işkence görenden yana taraf olduk ve olayların her boyutunu araştırdık.

* Gazze’de öldürülen çocuklardan yana taraf olduk. Gazze’ye muhabir gönderen tek haber bülteni olduk.

* Market kuyruğunda, 70 yaşındaki bir sapığın 11 yaşındaki bir kız çocuğunu taciz ettiği görüntüleri taciz bölgesine zoom yaparak yayınlayan “Hıncal abi habercileri”nin aksine bu görüntüleri yayınlamayarak o bültenlerde alçakça teşhir edilen o kız çocuğundan yana taraf olduk. Hıncal Uluç’un takdirlerini kazanmamayı göze aldık.

* El ele çatıdan intihar eden çiftlerin görüntülerini yayınlamayarak, iftar vaktini “son dakika” diye bildirmeyerek taraf olduk.

*  Dağlıca, Aktütün ve benzeri olayların tüm detaylarını yayınlayarak halkın haber alma hakkından yana taraf olduk. 28 Şubat’ta ve şura kararlarıyla mağdur edilen subayların dramlarını yansıtarak taraf olduk. Onların anlattıklarının Türkiye’nin geleceğine ışık tutacağına inandık.

* Seçim öncesi “Hıncal abi habercileri”nin yaptığı gibi Kemal Kılıçdaroğlu’na pehlivan tefrikası gibi her gün 15-20 dakika ayırmayarak taraflı olduk. Kemal Kılıçdaroğlu’na  “inşallah kazanırsınız, sizin yanınızdayız” da demedik diğer “haberciler” gibi. Taraflıydık çünkü.

Bu “taraflılık” örneklerinden daha onlarca var. Ama hepsinden de öte biz “mühim bir istihbaratı”daha yayınlamayarak taraflı davrandık. O istihbaratı bana Hıncal Uluç’un ta kendisi göndermişti üstelik.

Göreve başladığım günlerde bana “Diyarbakır’da PKK mezarlığı kuruldu” diye internette sürekli dolaştırılan kirli bir yalanı haber yapmam için gönderdi Hıncal Uluç. Kendisinin bir “habercilik dehası” olduğunu zaten biliyordum ama bu kadarı beni derinden etkiledi. Ancak ben yine de yayınlamadım bu bilgiyi, haberini de yaptırmadım. “Hıncal abi” çok kızmış, orada burada dedikodu yapmış hakkımda “Müthiş bir haber konusu gönderdim yayınlamadı” diye.

Anladım ki habercilik anlayışı da “ön sevişme” den öteye gidemeyen bu zavallılık için kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Ancak, iftira ve yalanlarına devam eden Hıncal Uluç görev değişikliğinin hemen ardından “nasıl olsa savunmasız” diye kurnazlık yapıyor ama bilmeli ki bunun adı jargonda tilkilik değil, çakallık olarak anılır.

Bir hatırlatma;

Ona “Ergenekon medyasının uzantısı” demiştim. Gürültücü bir azgınlıkla “Bana Ergenekoncu dediler, Ergenekoncu dediler, çabuk savcı bunları çağırıp ifadelerini alsın belge istesin” diye yırtınıyor. Ergenekoncu olmakla Egenekon medyasının uzantısı olmak arasındaki farkı kuşkusuz biliyor. Nedenini tahmin ettiğim bu destek arayışına yanıtım çok açık: Sen Ergenekoncu bile olamazsın Hıncal Uluç. Orada olmak bile belli bir edep, adap ister çünkü”.

Ve son nokta;

Ve ahlâken infisah etmiş birine cevap vermek zorunda kaldığım için kendime de çok kızıyorum. Bunun sebebi biraz da, hâlâ onu matah biri zannedenler. Ya da onun yaratmaya çalıştığı “korku imparatorluğu”nun altında ezilenler, korunma saikiyle onunla uzlaşıp aşağıdan alanlar.

Başta da söyledim, değneksiz köyde taşları bağladıklarında cevap elzem oluyor. Çünkü Sezen Aksu’nun üç yıl önce Hıncal Uluç ile “arkadaşlığını” bitirirken kaleme aldığı o olağanüstü yazıdaki gibi;

“Sen zalim bir insansın Hıncal Uluç. Ama zalime haddini bildirmek de öksüze kaftan giydirmektir.”

Fuat Uğur