Yalakalar ve Yağcılar...

Sacit Aslan'ın yeni yazısı...

Yalaka dediğin şey bir insan tipi değil, ahlaki atıktır. Kendi fikri yoktur, omurgası yoktur, utancı yoktur; sadece kime eğileceğini koklayarak bulan bir refleks yumağıdır. Yağcılar, suçun etrafında dönen sinekler gibidir: Pislik neredeyse oradadırlar, temizlik görünce kaçarlar. Onlar için doğru-yanlış yoktur; sadece güçlü-güçsüz vardır.

Bugün uyuşturucuya bulaşmış, pezevenklik yapmış, insan onurunun paramparça edildiği dosyalara “ama” ile yaklaşanlar, aslında suçluyu değil kendi küçük hesaplarını savunur durumda. Çünkü yalakanın en büyük korkusu adalet değildir; güç değişirse kendisinin ezilecek olmasıdır. Bu yüzden dili hep yukarı bakar, omurgası hep aşağı kıvrılır. Dün yerden yere vurduklarını bugün kutsar, dün alkışladıklarını yarın inkâr eder. Bu bir fikir esnekliği değil, kişilik erimesidir.

Yağcılar topluma en büyük zararı verir; çünkü sadece suçu meşrulaştırmazlar, utanmayı da öldürürler. Onların olduğu yerde ahlak susar, vicdan çekilir, pislik cesaret bulur. Bir suçlunun “yalnız” kalması gerekirken, etrafında dizilen bu dalkavuk sürüsü ona şunu fısıldar: “Devam et, biz buradayız.” İşte asıl çürüme budur.

Ve şunu herkes bilsin:
Yalaka asla saygı görmez.
Yağcı asla hatırlanmaz.
Onlar sadece leke bırakır.

Gücün kapısında bekleyen bu hayasızlar, vicdanı bahşişe çevirmiş, terlemeyen figüranlardır.

Bu yüzden toplumda en kalıcı tahribatı suçlular değil, bu tipler bırakır. Çünkü suçlu bir kişidir; yalaka ise iklimdir. O iklimde çürüme hızlanır, utanç buharlaşır, pislik kök salar.

Gün gelir “Nasıl bu hale geldik?” diye sorduğunuzda, sadece susarlar. İsimlerini yazmaktan acizler ama parmak izleri her yerde bu kahpelerin.

Sacit ASLAN