Yiğit Bulut'un Adnan Hoca sevgisinin altından ne çıktı?

Mine Kırıkkanat yeni kıtabının bir bölümünde Yiğit Bulut'un Adnan Oktar'la ilişkisine değindi.

Yiğit Bulut'un Adnan Hoca sevgisinin altından ne çıktı?
2660 okunma
MedyaRadar'ın haberine göre Gazeteci Mine Kırıkkanat'ın "Adnan'ın Tek Taşı" adlı Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından çıkarılan kitabında, Adnan Oktar ve grubunun, kumpas kurmak için kullandığı "teknisyen ekibi" olduğunu yazdı.

Kamuoyunca "Adnan Hoca" olarak bilinen Adnan Oktar ve grubuna yönelik Temmuz ayında yapılan operasyonda gözaltına alınan 187 kişiden 135'i tutuklanmıştı. Adnan Oktar ve grubu "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak","çocuğun cinsel istismarı", "cinsel saldırı" dahil birçok suçtan hüküm giymişti.

Mine Kırıkkanat, bugün Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan Yiğit Bulut'un, 2009 yılında HaberTürk kanalındaki Sansürsüz programına Adnan Oktar ve müritlerini davet ettiğini, Yiğit Bulut'un bir yakınını korumak için Adnancıları programa çıkarmak zorunda kaldığını ifade etti.

İşte Adnan'ın Tek Taşı adlı kitabında yer alan o kısım:

"İTİNAYLA ADNANCI PROMOSYONU YAPILIR

FETÖ ile Adnan Oktar mafyasının, aynı patronaj, yani Amerikan Evangelist lobisinin desteğine sahip olması bir rastlantı değildir.

Türkiye'yi kurumsal ve toplumsal anlamda bir yozlaşmışlık beldesine dönüştürmek için kullanılan bu iki terör ve suç örgütünün arasındaki organik bağlantı 'al gülüm, ver gülüm' prensibine dayanır.

Her iki örgüt de İslamiyet'in Evangelist yorumu altında Said-i Nursi'den feyz almış gibi yapıyor; FETÖ devletin dibini oyup kurumlarını çökertirken Adnancı mafya da toplumsal ahlakı dinamitliyordu. Adnan Oktar, çevresine dizdiği silikonlu motorları ve damızlık müritleriyle (makinist?) ansızın zenginleşince parasal olanaklarla dini yasaklar arasında sıkışan buldumcuk Müslüman ya da Süslümanlara 'çok eşlilik ve sınırsız seks mubahtır' mesajı veriyordu.

Adnancı fuhuş ve şantaj mafyası; FETÖ'nün kumpas kurmak için kullandığı 'teknisyen ekibi'dir. Adnancılar FETÖ'ye teknik destek; yani kurbanları izlemek, dinlemek, sesli ve görüntülü kaydetmek, haklarında çakma kanıt üretmek hizmeti sağlardı. Bu hizmetin karşılığında da FETÖ'cü savcı ve yargıçlar, zaman zaman dürüst emniyetçilerin eline düşen Adnan Oktar ile bendelerini kollar, haklarında hasbelkadar çıkan mahkumiyet kararlarını Yargıtay'daki FETÖ yapılanması (özellikle de 9. Ceza Dairesi) bozar, bazı davaları da zaman aşımına uğratıp çeteyi kurtarırlardı!

Bugün bu yazı dizisini yayımlayabiliyorsam, yargı ve Yargıtay FETÖ'cü savcı ile hakimlerden bir ölçüde temizlendiği içindir.

Keza Adnan Oktar ve mafyasının 2013 yılından öteye alyhimde açtığı bazı önemli davalarda, mahkumiyetimi isteyen savcılar FETÖ soruşturmasına uğradığı ya da hakimler aynı soruşturma sonucunda değiştikleri için beraat ettiğimin bilincindeyim...

Adnancı mafya avukatları, 2002 yılından öteye Türkiye çapında ota çöpe dava açmaya başladılar. Sonuçta 10 bini aşan ve özellikle Anadolu Adliyesi'ni adeta çalışamaz hale getiren bu dava furyası, FETÖ'nün yargıdaki genişlemesiyle 'paralel' yürüyordu.

Ama 2007 yılında şahsıma henüz 'mahkeme' düzeyinde kıstıramamışlardı. Çünkü o tarihin sosyal medyası, en azından benim özelimde internet ve e-posta ile sınırlıydı.

Adnan Oktar ve çetesini çıldırtan, çünkü Yaratılış Atlası'na düzdükleri yabancı basın övgülerinin sahteliğini ortaya çıkaran Danimarkalı Politiken gazetesine ilişkin yazımı takiben küfür, tehdit, taciz içerikli olanlar bir yana, virüs programları yüklü binlerce mesajla bilgisayarımı çökertmeye çalıştılar. Adnancıların ne kadar çok teknisyeni ve ayakçısı vardır, tahmin bile edemezsiniz, sevgili okurlarım. Hala da var ve bugün de saldırıyorlar zaten!

Neyse ki doğruların yanında da bir bilgisayar mühendisi bulunur, bazen. O günlerde, kayda değer bir şey yapamadılar.

Sanal alemde Evrim Teorisi'ne ilişkin her yazım için adımı koydukları bir internet sitesi açıp, asla ne yazdığımı aktarmadan cevap yetiştirmeye başladılar. 2009 yılında Yiğit Bulut, HaberTürk kanalındaki Sansürsüz programına Adnan Oktar'ın iki müridini davet etti. Müritler, adeta beş yıldızlı bir hapishane mahkumu ya da müşterileri gibi aynı renk, aynı pahalı kumaş, aynı model takım elbiseleri ve kravatlarına milimi milimine aynı hizada takılmış kravat iğneleriyle robot değillerse, kurulmuş otomat gibi 'yaratılış' güzellemesi yapmak için ekrana çıkarmışlardı, belliydi.

Doğan Medya'dan beri hakkında belli bir fikir sahibi olduğum Bulut'u HaberTürk'te beni sık sık çağırdığı Basın Klübü'nden tanıyor; en azından 'yaratılışçı' olmadığını gayet iyi biliyordum.

Kuşkusuz, bir yakınını korumak için Adnancı müritleri programa çıkarmak zorunda kalmıştı...

Kanalları değiştirirken rastladığım programı, küplere binerek izliyordum. Telefon çaldı, çağrılmadığım programa 'karşıt görüş varmış gibi görünmek' üzere telefonla katılmam istendi.

Müritlerin kravat iğnesinden başlayıp Yiğit Bulut'u bir güzel giydirdiğim ve çakma mehdinin çakma atlasını yerden yere vurduğum birkaç dakikalık konuşmam, ertesi gün ve sonrasında Adnan Oktar'ın A9 televizyonunda her biri birer saatlik, iki cevabına mazhar oldu!"