Yılmaz Özdil yazdı: "Beton lale"

Sözcü Gazetesi'nden Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı...

Lale, özbeöz Türk evladıdır.

Tarihte ilk görüldüğü yer, Pamir dağlarıdır, Tanrı dağlarıdır.

Bize yoldaş olur, bizimle beraber Anadolu'ya gelir.

Selçuklu'da bu mübarek topraklara uyum sağlar, yerleşir.

Osmanlı'da kökleşir.

Fetihle beraber İstanbul'un sembolü olur.

Fatih Sultan Mehmet, Topkapı Sarayı'nı laleyle donatır, bahçelerin sultanı yapar laleyi… Avni mahlasıyla lale üzerine şiirler yazar.

Kanuni Sultan Süleyman bizzat elleriyle eker, bizzat yetiştirir, Muhibbi mahlasıyla lale mısraları yazar.

Tarihte ilk kez İstanbul'da ıslah edilir, renkleri çeşitlenir, sadece kırmızıyken, sarı olur, pembe olur, mor olur, beyaz olur.

Ebru olur, suya çizilir, su bile lale açar.

Bir döneme adını verir, Lale devri bile olur.

Lale kelimesi, lal taşı kökenlidir, kırmızı manasındadır.

Bugün Batı dillerinde tulip denmesinin sebebiyse, pek matraktır.

1593'te Avusturya'nın İstanbul elçisi olan Busbecq, delikanlıların beğendikleri kıza mesaj vermek için kavuklarına lale taktıklarını görür, böyle bir çiçeği hiç görmemiştir, kendi memleketinde yoktur, parmağıyla işaret ederek “Bunun adı ne?” diye sorar, delikanlı kavuğuna sarılı tülbenti sorduğunu zanneder, “tülbent” der, halbuki tülbente sıkıştırılan laleyi sormuştur ama, bu yanlış anlama ve bu yanlış cevap, lale'nin Batı dillerindeki ismi olur, tülbent döner dolaşır, tulip olur… Avusturya elçisi, lale soğanlarını sandıklara koyar, Viyanalı botanikçi Clusius'a gönderir, Clusius kısa süre sonra Hollanda Leiden Üniversitesi'nin botanik bahçesi müdürü olur, lale soğanlarını Avrupa'da ilk kez Hollanda'da yetiştirir, bu silsileyle, bizim lale tüm dünyada tulip olarak tanınır.

Sanattır lale.

Renoir, Matisse, Monet, Picasso tuvallerindedir.

Hoca Ali Rıza tablosundadır.

YAZININ TAMAMINI BURAYA TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ