Ceren Moray: "Tutkular da dönüşebilir"

3 yıl önce Fransız sevgilisiyle nikah masasına oturan Ceren Moray, yaşadığımız çağda ilişki yürütmenin güçlüklerinden bahsetti: "Birbirimize konfor alanları yaratıyoruz ya da talep ediyoruz, elimizden geldikçe özgürlüklerimizi koruyoruz..."

Milliyet Gazetesi'nden Özlem Ülkü'nün röportajı...

- Tiyatronun kendine çıkış yolları aradığı bir dönemde filizlenen bir proje olan Podacto aracılıyla, yeni nesil radyo tiyatrosuyla tanıştık. Size neler yaşattı bu dönem, proje?

Karantina döneminde müthiş bir buhran yaşadım, bir süre televizyonla ilişkim tamamen koptu, bir şey okuyacak huzurlu odaklanma alanımı neredeyse kaybettim fakat tam o sırada podcast’lere takıldım, epey podcast dinledim ve sıkışmışlığınızı aynı yerden yaşayan insanların olduğunu bilmek çok rahatlatıcıydı. Dolayısıyla bu yeni tanıştığım alan benim için bu kadar özel ve değerliyken sesimin birilerine iyi gelebilecek olma ihtimali çok heyecan verici geldi. Radyo tiyatrosunun o kadim gerçekliği, sizi dinleyenleri hayal ettiğinizde içinizi müsterih bir hissin kaplayacağı garantisi çok değerli.

- İtalyan yazar Dario Fo ve Franca Rame’in kadın oyunlarından “Eve Dönüyorum”u seslendirdiniz. Dünyanın “ortak” sorunlardan biri olan kadına şiddeti düşündüğümüzde, sizdeki karşılığı nedir Fo ve Rame’in?

Sinemada Ken Loach nasıl işçi haklarını ve sorununu tartışmayı bir dert etmişse kendine, bana kalırsa tiyatronun Ken Loach’ları da Dario Fo ve Franca Rame’dir kadına şiddet konusunda. Salt kadına şiddeti tartışmak da değil oyunlarında ele aldıkları, farklı sınıflardan birçok kadının maruz kaldığı erkek şiddetini bütün açıklığı ve tetikleyiciliğiyle aktarıyorlar. Okuldayken, kendimi içine girmekten alıkoyamadığım oyunlar hep Dario Fo, Franca Rame oyunlarıydı. Toplumun size ezberletip, kaslaştırdığı ve sizin bir kadın olarak mecburen satın alıp sonrasında varoluşunuzun bir parçasıymış gibi sandığınız davranışların aslında ne kadar büyük yaralar olduğunu onların oyunlarının satır aralarından öğrenmişliğim çok oldu.

- Mutsuz bir evliliği olan kadının, kocasına başkaldırması üzerinden yaşadıklarını dinliyoruz. Buradaki ilk nokta “mutsuz evlilik”. Siz, bu iki kelimeyi yan yana getirdiğinizde neler düşünüyorsunuz?

Evlilikte mutlu olma haline çok takılıyoruz bence. İlişkilerde mutsuzluklar da olur önemli olan, neşeli, tutkulu, aşk dolu anılar yaşamaya çalışmakta. Mutluluk kodu sanki erişilecek bir mertebe gibi konuyor çiftlerin önüne, ben de bunu yeni deneyimliyorum. Bir ideal gibi, hatta neredeyse kusursuzluk gibi yaşadığımız çağda. İnsan, ilişkisine mutluluk biçip o tanım neyse oraya gelemedikçe daha da mutsuz oluyor ve o sırada geçen zamanı, partnerinin o güzel kahkahasını kaçırabiliyor.

- Kocası tarafından aldatılan kadınlar, şiddet mağduru kadınlar , mutsuz kadınlar, kadınlar, kadınlar… Neden böyle üzgün, böyle zor durumda kalanlar, hep biz kadınlar?

Çünkü bize bunların içinde yaşamak zorunda olduğumuz öğretildi. Bu öğreti daha ne kadar can alacak, daha ne kadar yara açıp tahribat yaratacak zihnimizde, bedenimizde? Hikayeyi şuradan değiştirmek gerekiyor; içinde yaşamamızı beklediğiniz bu kurulu düzeni reddediyoruz. Aylardır İstanbul Sözleşmesi’ndeki 6284 sayılı kadına şiddet kanunu etkin bir şekilde uygulansın diye mücadele ediyor kadınlar, bakın sadece ekim ayında 21 kadın cinayeti işlenmiş 8’i de şüpheli kadın ölümü. Bu kuralları koyan ve direten aklı kabul edip yok olmaya niyetimiz yok. Doğru bir temele oturtmak zorundayız bu hareketi, bu da önce dilde başlıyor. Kadını güçsüz, yetersiz, kırılgan veya ağlak olarak tanımlayan, buradan hikayeler devşiren yapıya katlanmak zorunda değiliz.

“Mühim olan karşılıklı aç bırakılmamak”

- Üç yıl olmuş Nicolas Brun ile nikah masasına oturalı. Farklı kültürlerden gelmiş olmanın da etkisiyle hiç zorlandığınız oluyor mu?

Biz de zorlanıyoruz elbette, salt evlilik de değil zorlanılan; yaşadığımız çağda ilişki yürütmek bile güç çünkü. Birbirimize konfor alanları yaratıyoruz ya da talep ediyoruz, elimizden geldikçe özgürlüklerimizi koruyoruz. Tutkuların da dönüşebileceğini unutmamak bu konuda ısrarcı olmamak kişinin kendi huzuru için daha sağlıklı bana kalırsa. Tabii dönüşümün sizi ne kadar doyurduğu burada en mühim şey, karşılıklı aç bırakılmamak lazım.

“Bireyci kaygıları bir kenara bırakmak gerek”

- Malum, pandemi nedeniyle son aylarda artık çoğu şey  “öngörülemez” oldu. Size neler düşündürüyor bu durum? Gelecek için kaygılarınız var mı?

Olmaz mı? Cevabını bildiğimiz çok az soru kaldı, hakikati tartışmaktan uzaklaştıkça her şey daha da korkutucu. Kendi hür irademizden bahsetmemiz neredeyse olanaksız gibi yaşadığımız coğrafyada. Bireyci kaygıları bir noktada bırakıp, kendi kolektif hakikatimizi dile getirirsek hep birlikte, oradan sonra bir çıkış olabilir gibi geliyor. Müthiş bir çılgınlığın içindeyiz, şüphesiz ki çılgınlığın sürekliliği yaratıcılığı da tetikler ama telaşlı bir delirmenin yakın gelecekte bir hükmü yok.

“Kendimi en özgür hissettiğim yer mutfağım”

- Aşcılık eğitimi aldığınızı söylemişsiniz. Bu konuda bir planınız mı var yoksa sadece kendi mutfağınız için mi?

Var bir hayalimiz… Kendimi en rahat, en yaratıcı, en özgür hissettiğim yer mutfağım. Teknik olarak da merak ettiğim bir dünya olduğu için kısa bir eğitim aldım aslında ama bu beni daha da yaklaştırdı yemek yapmaya, sevdiğim insanlara, yedirmeye-içirmeye, şimdi buna yönelik aceleci olmayan adımlarla ilerlemeyi düşünüyorum bakalım.