Gafur Uzuner: "İstanbul'daki çirkinlikleri resimlerle yok ediyorum"

Bugünlerde kendini resme veren tiyatro ve sinema oyuncusu Gafur Uzuner “Resim yaparken şehir planlamacısı gibi çalışıyorum. Resimlerimde bir yerleri yıkmak hoşuma gidiyor” diyor.

Türkiye Gazetesi'nden Murat Öztekin'in röportajı...

Sizi insanlar sahne ve ekranlardan tanıdı ama yıllardır resimler yapıp sergiler açıyorsunuz. Bu ressamlık serüveninin mazisi nereye kadar gidiyor?

Dokuz yaşına kadar Ankara’nın bir köyünde büyüdüm. Komşu köyden gelen misafirlerin kızlarına resim yapıp gönderirdim. Lisede bu işi iyice benimsedim ve okulun koridorlarında ilk sergimi açtım. Aslında üniversitede önce resim sonra tiyatro okudum; ikisi birlikte yürümeye başladı.

Tiyatro ile resim arasında yol ayrımına girmeniz gerekmedi mi?

Hani derler ya bu paranın gözü kör olsun… 1980 yılında Şan Tiyatrosundaki müzikalleri yapan Egemen Bostancı,  beni Ankara’da bir yerde tesadüfen izledi ve İstanbul’a geldim. Anadolu’nun bağrından kopup gelmiştim; bir düzen kurmam gerekiyordu. Tabii, tiyatroda resme göre daha iyi kazancım vardı. İkisi bir arada gitse de oyunculuk öne çıkınca resim geri planda kaldı.

DORMEN BENİ DESTEKLEDİ

Ama yoğun sahne hayatı devam ederken resim de yaptınız...

Evet, resim yapmaya devam ettim, ara ara sergiler de açtım. Haldun Dormen ve Metin Serezli beni çok destekledi. Çabuk yapıldığı için sulu boyaya yöneldim. Elini yıka çık derler ya… Müzikaller çok yoğun olduğundan resim, terapi gibi geliyordu bana.

Şimdilerde de oyunculuk yapıyorsunuz ama daha çok ressam olarak anılıyorsunuz sanki…

Eskiden ressam olma gibi bir iddiam yoktu ama artık öyle sayılıyorum galiba (Gülüyor). Dört beş senedir tuval resmine odaklanıyorum. İyi yerlerde sergiler açıyorum, birileri benim eserlerime para verip duvarlarına asıyor. 

GÜNAHI DA SEVABI DA SİZİN

Resmi sahne sanatlarından ayıran şeyler de çok herhâlde…

Sahne ve televizyon işleri çok kalabalık ekiplerle yapılıyor. Yani ipler sizin elinizde değil. Etkileştiğiniz insanlar sizi iyi ya da kötü bir yere götürebiliyor. Ancak resim ferdî bir sanat; günahı da sevabı da size ait… Resim bu manada tiyatro ve müzikallerden ayrılıyor. Biraz da içe dönük, kendinle baş başa kaldığın bir şey.

BİR MANZARA ÇIKIYOR ÇİZMEDEN DURAMIYORUM

Nasıl bir atölye ortamınız var. Evinizde mi resim yaparsınız hep?

Şile’de bir atölyem var. Daha çok orada çalışıyorum. Bir kar kış yaşanıyor ve ortaya öyle bir manzara çıkıyor ki çizmeden edemiyorum. Zaten resim serilerim hep mevsimin etkisiyle ortaya çıkıyor. Para kazanayım diye değil, resmi önce kendim için yapıyorum. Eserlerimle aşk yaşıyorum. Bazen bunu o kadar abartıyorum ki, hatalarımı görmüyorum...

RESİMLERİMİ MAHALLE BASKISIYLA YAPIYORUM

Tuval karşısında nasıl zaman geçiriyorsunuz?

Zaman zaman resim yaparken iyi bir yere gitmiyor diye paniklediğim oluyor. Fakat meşhur ressamlar da bunu yaşamış. Sonra yaptığınız başkalarının da hoşuna gidince, bir mahalle baskısı meydana geliyor. Seyirci de biraz beni bir yere kanalize ediyor.

Son resimlerinizde İstanbul başrolde... Ankara kökenli bir sanatçı olarak siz de mi âşıksınız bu şehre?

İstanbul’un da bir ruhu var. Ben de şehir planlamacısı gibi çalışıyorum. Resimlerimde bir yerleri yıkmak, görmek istemediğim yerleri görmemek hoşuma gidiyor. Mesela Galata Kulesi’nin etrafındaki eski meydanı yeniden yapıyorum. İstanbul’da böyle yerler o kadar çok ki şehir yıkasım geliyor. (Gülüyor) Bu yüzen bazen eski İstanbul fotoğraflarına bakıyorum ve sonra kurgu yapıyorum.

NİYE ŞÜKRETMEYEYİM!

“Yaradan öyle bir yaratmış ki… Doğa beni iyi tutuyor. İyi olunca yaptığım işi şevkle yapıyorum. Eskiden bazı yaşlı oyuncularla çalışırdık; sabah başlarlardı küfretmeye, akşama kadar… Çok popüler insanlardı ama sette mutsuzlardı. Ben de ‘Allah’ım bir gün bu yaşı görürsem her gün şükredeceğim’ diyordum. Zaten şükrediyorum da… Yahu niye şükretmeyeyim; niye küfredeyim! Hayatla ve sanatla kavga etmeyi sevmiyorum.”

SANAT FİLMİ SOYUT RESİM GİBİ

“En son Tayfun Pirselimoğlu’nun ‘Kerr’ filminde oyandım. Daha evvel böyle  bir sanat filminde rol almamıştım. Benim için şahane bir tecrübeydi. Sanat filmleri, soyut bir resim gibi. Şimdi artık başka bir mahalleye taşındım ve orada kalmak istiyorum.”