Gönül Yazar: "Beni azarlıyor, psikolojik şiddet uyguluyor"

Usta ses sanatçısı Gönül Yazar: "Telefonu iyi kullanamıyorum diye bana bağırıyor, beni azarlıyor, psikolojik şiddet uyguluyor ama aşkı buldum kaybetmeyeyim diyorum..."

Gönül Yazar: "Beni azarlıyor, psikolojik şiddet uyguluyor"
39242 okunma

Posta Gazetesi'nden Oya Çınar'ın röportajı...

21 yıl aradan sonra Müjdat Gezen’in sahneye koyduğu ‘Pera Müzikali’ ile tiyatro sahnesindesiniz…

Müjdat Gezen’i çok severim. Hocaların hocasıdır. Bir kuruş da para almıyorum. Ama onu kıramazdım. Çok güzel bir müzikli oyun sahneliyoruz.  Bunca yıl beklediğime değmiş. İçime çok sinen bir projenin içindeyim.

Neden çektiniz kendinizi?

Çünkü küstüm. Gönül Yazar gibi repertuvarında bin şarkı olan bir değeri küstürdüler. Ben Türk Musikisi’nde çok iyi yetişmiş bir sanatçıyım. Gitsinler hocalarıma sorsunlar. 3.Selim’den de eser okurum, Hacı Arif’ten de. Böyle bir değeri küstürdüler.

Neden?

Menajerim vefat edince uzun süre kafama göre birini bulamadım. Sonra bir çalgıcı buldum. Bakın müzisyen demiyorum, bir çalgıcı. Buna inandım, ne bileyim! Yıllarca beni kandırmış. Karşı taraftan 20 lira alıyorsa bana beş lirasını veriyormuş. Bunu da bana bir dostumuzun cenazesinde Metin Bükey söyledi.

Ne yaptınız peki?

Ne yapacağım! Mahvoldum, çok üzüldüm. Televizyon programlarından çok sıkılmıştım zaten. Ne zaman bir programa gitsem tek konu benim kaç kocam olduğu, kaç yaşına bastığım oluyordu. Yahu bu mudur koskoca Gönül Yazar’a reva gördüğünüz davranış şekli?

Para sıkıntısı çekmediniz mi hiç?

Durumum iyiydi. Levent’te bir villada yaşıyordum. Evin içinde beş kişi, dışında üç kişi çalışıyordu. Ütümü yapanım ayrı, yemeğimi hazırlayanım ayrı, sıcak su havuzum ayrı, şok havuzum ayrıydı. Sonra başka eve taşınıp orayı kiraya verdim. 10 yıl da oranın kirasıyla çok güzel yaşadım.

Sonra sattınız sanırım o evi?

Satmak zorunda kaldım çünkü oturan kişi kirasını ödememeye başladı. “Bununla mı uğraşacağım?” dedim. Şahan Gökbakar aldı evi. Çok ucuza gitti. Anlatamam ne kadar ucuza gittiğini. Ama yapacak bir şey yoktu. Şimdi de gayet iyi durumdayım. İki arabam var. Boğaz’ı gören bir evim var.

Şu an oturduğunuz evde onca yıl nasıl zaman geçirdiniz? Nelerle meşgul oldunuz?

Odamdan bile çıkmıyordum. Eskiden terasımda güneşlenmeyi severdim. Son dönem terasıma bile çıkmıyordum. Onu geçtim evin salonuna girmiyordum. Gazetelerimi, kitaplarımı okuyor, dizilerimi izliyordum.

Başa dönsek, Gönül Yazar nasıl Gönül Yazar oldu?

13 yaşında ‘Ege Ses Kraliçesi’ seçildim. Sonra podyuma ve sahneye çıkmaya başladım. İzmir’de yaşıyordum. Sesim çok güzeldi. İlk eşim Necdet Yazar annemden 10 günlüğüne izin aldı ve beni Ankara’ya götürdü. Ankara Radyosu’nun sınavına girdim, kazandım fakat yaşım tutmadığı için almadılar. 18 yaşında değilsen devletin radyosunda çalışamıyormuşsun.

Sonra?

Biz tabii 10 gün içinde geri dönmedik İzmir’e. Ben Ankara’da sahne almaya başladım. Derke, annem geldi bizi Ankara’da buldu. Necdet Yazar ile konuştular ve yaşımı mahkeme kararıyla 18 yaptırdılar. Ama o arada İzmir’de, mahallede laf çıkmış. Annem Necdet ile benim evlenmeme karar verdi.  Daha o yaşta ilk evliliğimi yaptım. 13 yaşındaydım, Necdet 40 yaşındaydı.

Mutsuz oldunuz haliyle…

Mutsuz olmadım, sadece şaşırdım. Bir yandan sahneye çıkıyordum. Zaten iki yıl içinde gazinocular aralarında kapış kapış ettiler beni. “Güzel kız, sesi çok güzel” diyerek… O esnada yaşım 16 oldu. İstanbul’a gelmiştik artık. Bakın Muazzez Abacı, Emel Sayın, hepsi İstanbul’a 29-30 yaşlarında geldiler. En küçük yaşta gelen benim.

Medyaya kırgınlığınız geçti mi?

Hala oturup kaç kocaya vardığımı, kaç yaşına bastığımı konuşuyorlar.

Ama ünlü isimlerin özel hayatları merak edilir…

Edilir ama bir tek bunlar mı edilir! Benim müthiş bir sanat yolculuğum var. Yıllarca namusumla paramı kazandım. Bir televizyon programına katılıyorum, ilk soru: Hoş geldin, kaç yaşına bastın? Bu nedir ayol?

Siz sanatınızdan konuşulsun istiyorsunuz tabii…

Elbette ki! Hakkım değil mi?  Ben iki dil bilen İngilizce ve Fransızca konuşan bir sanatçıyım. Bunları yazmalarını isterim. Üstelik ben altı kere evlendim, “Yedi kere evlendi” diye yazıyorlar. Yaşım internette 84 çıkıyor. Ben 84 değilim.

Doğrusu bilinsin isterseniz. Kaç yaşındasınız?

Mecbur muyum lafını etmeye! Ben 80’in altındayım, işte o kadar. Dört Yapraklı Yonca’lar yok mu sinemada, onların jenerasyonum işte. Ajda Pekkan’la aramda üç-dört yaş var. Buyursunlar hesap etsinler.  

İyi de bu, Gönül Yazar’lığınızdan, ‘Taş Bebek’liğinizden ne eksiltir? Niye bu kadar takılıyorsunuz?

Ben anlatamıyorum, bak sen de anlamadın beni Oya’cığım. Benim sıkıntım onca emeğimi, sanatımı bir yana koyup sadece buna takılmaları. Ajda Pekkan yıllardır 51 yaşında bir adamla beraber. Neden kimse ona “Kendinden küçük bir adamla beraber olan Ajda Pekkan” diye yazmıyor?

Magazin size daha mı acımasız davranıyor?

Evet, evet, evet! Diyorum işte sana, taktılar bunlar bana!  Herkes herkesle orada burada düşüp kalkarken ben imza atıp namusumla evleniyordum. Aile olayım, çoluk çocuğa karışayım diye. Çünkü benim anne ve babam ben altı yaşındayken ayrıldılar. Onun bir acısı vardı bende zaten.

Sizce evlilikleriniz neden yürümedi?

Vallahi hepsi çok iyi insanlardı. Mükemmel insanlarla evlendim ben. Çok iyi ailelere gelin oldum. Ama kısmet öyleymiş. Ne aşk bitti ne de kandırdılar beni! Hepsine minnet duyuyorum. Beni hiç aldatmadılar.

Hiç aldatılmadığınıza emin misiniz?

Aldattılarsa bile ben affederim onları… Allah da affeder çünkü bana hiç hissettirmediler. Öyle denk düştü. Kiminin annesi istemedi ben şarkıcıyım diye. Ne bileyim, oldu birtakım şeyler yani.

Şimdi de sevgiliniz Rüzgar Mağden’in sizden küçük olması üzerine çok konuşuluyor…  

Bunu anlatmaya çalışıyorum işte. Çocuk değil ki birlikte olduğum insan. Beyefendi bu hayatta yarım asrı devirmiş. 50 küsur yaşında. Ben çoluk çocukla, bir üniversite talebesiyle beraber değilim ki! Görüyorsunuz saçını sakalını, bembeyaz olmuş.

Siz mutluysanız, neden bu kadar etkileniyorsunuz?

İster istemez etkileniyorum. Herkes senin gibi düşünmüyor. Hemen yargılamaya kalkıyorlar. Ben mutluysam, kafaca ve ruhen anlaşıyorsam sırf benden küçük diye niye mutlu olmayayım! 21 yıldır bekarım. Önüme gelenle birlikte olan bir insan değilim ki. Daha önce hayatıma giren her erkek de ancak imza atıp evleniyordu benimle.

Sizinle birlikte olmanın tek yolu evlenmek miydi o zaman?

Ben onlara “Beni almazsanız sizinle olmam” demiyordum ama biz daha iki lokma yemek yerken adamlar evlenme teklifi ediyordu.

Peki, 21 yıl boyunca neden kimseyi almadınız hayatınıza?

Beğenmedim kimseyi. Ben entelektüel birini istiyordum. Bir de Allah günah yazmasın, çirkin adam sevmem.

Rüzgar Bey’i entelektüel ve yakışıklı mı buldunuz?

Her gün gazete okumayan, dünyada ne olup bittiğine bakmayan adam istemem. Baktım, bu adam benim bildiklerimi biliyor. E güzel de adam. Biz “Hollywood’da hangi sene, kim, hangi filmi çekmiş?” Bunları konuşuyorduk. Bunlar da hoşuma gidiyordu.

Mutlu musunuz şu an?  

Bir takım yazılar çıktı biliyorsunuz. Rüzgar Bey’in başka bir hanımla geçmişte yaptığı bir takım yazışmalar… Açıklaması da  “Ben erkeğim ve o zaman bekardım, sen hayatımda yoktun” oldu. Ama tek konumuz bu değil. Kendisi ‘takık’ bir insan. Her şeye takıyor. Evdeki yardımcılarıma taktı. Pembe Hanım evden gitsin istiyor. Bu akşam gidecek.

İyi de neden?

Bir açıklaması yok. Zaten telefonum onun elinde. İstediğini siliyor, engelliyor. Güya Pembe Hanım dolduruyormuş beni. Niye doldursun ki! Ona da çok nazik davranıyor. Orada bile ayrılıyoruz bakın. Ben ot yiyorum, o et yiyor. Ama Pembe Hanım ona da çok güzel et yemekleri yapıyordu.

Bunlar normal mi sizce?

Değil ama ne yapayım. “Yazmasınlar sana, istemiyorum” diyor. Ben de “İyi birini buldum, bari kaybetmeyeyim” diye boynumu büküyorum.

Beraberken nasıl vakit geçiriyorsunuz peki?

Başlarda çok güzel sohbetlerimiz oluyordu. Sonra değişti. Evimiz ayrı zaten. Onun kedileri var. Kumlarını değiştirmeye gidiyor, ev çok uzak olduğu için de dönemiyor. Yardımcım Pembe “Getirin kedilere, ben bakarım” dedi ama istemiyor. Kimseye emanet edemezmiş. Zaten odalarımız da ayrı bizim. Uyurken de ayrı uyuyoruz. 

Sizce değeriniz biliniyor mu?  

Başta biliyordu ama son bir buçuk aydır yüksek sesle konuşmaya, bağırmaya, beni azarlamaya başladı. Ben teknoloji özürlüyüm, telefonu iyi kullanamıyorum. Aramalarımı yapıyorum. Whatsapp’a da giriyorum ama çok hakim değilim. Bir şey gösteriyor, yapamazsam sinirlenip bağırıyor. Benim kafam nelere basıyor, şu telefona da basmayıversin ya! Her şeyi bilen kadın telefonu bilmese ne yazar, yazsa yazsa Gönül Yazar!

Bu maruz kaldığınız psikolojik şiddet, farkında mısınız?

Farkındayım. Ama ne bileyim, bunca yıl sonra kafama göre birini buldum, aşkı buldum, kaybetmeyeyim diyorum.  

Kazandığınız ilk parayla ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz?

İlk filmim ‘Taş Bebek’ ten sonra aldım başımı Amerika’ya gittim, “Yes” demeyi bilmiyordum ama cesaret edip gittim. Sonra hayatımın çoğu da oralarda geçti. En çok New York’u severim. Ölürsem orada bir yere gömsünler beni. Şimdi sana söylüyorum ilk kez. Henüz resmi bir vasiyet yapmadım. Ama orada vefat edersem getirmesinler beni geri, orada gömsünler.