Tuna Kiremitçi: 'Ben müzisyenim..'

"Şu an hayatın ekseni müzik. Grubumuz Atlas'ın ilk albümü "Selam Yabancı" geçenlerde çıktı. Şimdi onun tanıtım konserlerini düzenliyoruz."

Tuna Kiremitçi: 'Ben müzisyenim..'
1253 okunma
- Romancı, köşe yazarı, reklam yazarı, müzisyen... Kendinizi en çok hangisine daha yakın buluyorsunuz?
Müzisyen olarak görüyorum kendimi. İnsan öldükten sonra yazar olur. Ne zaman fani varlığınız aradan çekilir, o zaman yazdıklarınız sahiden, önyargılardan ve gelip geçici modalardan bağımsız şekilde okunmaya başlar. O vakte kadar sadece yazmayı seven birisinizdir. Ben de öyleyim. Yazmayı seven bir müzisyen.

O DÖNEMİN RUHU

- Müziğiniz satırlarınıza nasıl yansıyor? Mesela yakın tarihte filme de çekilen "Bu İşte Bir Yanlışlık Var" romanınızdaki başkahraman bir rock müzisyeniydi.

Büyüdüğüm çevreye ve kültüre dair bir kitaptı. 90'lı yılların Kadıköy ve İstiklal Caddesi kültürü üzerine. Bizler İstiklal Caddesi mezunuyuz. Onun çok renkli ve güzel bir dönemine yetiştik. Caddenin pavyonlar alemi olmaktan çıkıp bir kültür sanat merkezi haline geldiği dönemdi. Enis Batur'un Yapı Kredi Yayınları'nda Sanat Dünyamız'ı çıkardığı, Ferhan Şensoy'un Ferhangi Şeyler'i sahnelediği, İlhan Berk'in Kaktüs Kahvesi'nde şiir yazdığı, Kemancı'da Teoman'la Şebnem'in (Ferah) sahne aldıkları yıllar. Kitaptakiler de o dönemin ruhunu yansıtan müzisyenler.

- Yazar olarak o dönemki kahramanınız kimlerdi?
Enis Batur, Cevat Çapan ve Hilmi Yavuz gibi kültür adamlarından etkilenirdik. Orhan Pamuk, Latife Tekin, Mehmet Eroğlu gibi romancıları okurduk. Yabancılardan da Umberto Eco, Italo Calvino falan... Türkiye'de şehirli modern edebiyatın yeni yeni algılanmaya başladığı bir dönemdi. Biz de İstiklal Caddesi ortamında sanat dallarından iç içe beslenerek, Beyoğlu'nun arka sokaklarında ilk kavgalarımızı ederek, ilk aşklarımızı yaşayarak büyümeye ve öğrenmeye çalıştık.

- 1990'ların İstiklal Caddesi ile bugünkü arasında çok fark var. Neye bağlıyorsunuz bu değişikliği?
2001 krizinden sonra değişti her şey. Son 12 yıldır Türkiye ne tarafa gittiyse İstiklal de o tarafa gitti. Eskiden Emek Sineması vardı. Şimdi yok. Eskiden AKM vardı. Şimdi yok. Eskiden Alkazar Sineması vardı. Şimdi yok. Robinson Crusoe kitabevi can çekişiyor. Örnekler çoğaltılabilir. Genel bir çölleşme ve fakirleşme söz konusu.

DİZİLER MERAK UYANDIRDI

- Bunda insanların hiç mi kabahati yok? Vakitlerinin çoğunu tv başında dizi izleyerek geçirmiyorlar mı?

Dizileri suçlamayı doğru bulmuyorum. Çünkü onlar bile bazen eğitim görevi görebiliyor. Oğlum Muhteşem Yüzyıl'ı izledikten sonra tarihe merak sardı ve Osmanlı padişahları hakkında kitaplar okumaya başladı. Dolayısıyla o tarafı suçlamaktan yana değilim. Genel bir politikadan bahsedilebilir burada. Yani kültürü cazibe merkezi olmaktan çıkartırsanız böyle olur.

- Müzikte şu anki ortamı nasıl buluyorsunuz? Kimler var beğendiğiniz?
Müzik piyasasını çok yakından izlediğimi söyleyemem ama haysiyetli işler yapmaya çalışan arkadaşlar var. Duman'ı dinliyorum, Aylin Aslım'ı, Mor ve Ötesi, Redd, Aydilge, Flört... Her koşulda işlerini hakkıyla yapmaya çalışan insanlar. Onların varlığı da zaten insana güç veriyor. "Onlar yapıyor, biz niye yapmayalım?" diye motive oluyorsunuz.

- Günümüzdeki sanatçılar kendilerini aynı anda farklı sanat dallarında ifade eder oldular. Mesela eskiden romancı sadece roman yazardı. Şimdi müzik yapıyor, film çekiyor vs. Bugünün sanatçıları daha mı yetenekli?
Günümüzde sanatı karşılıklı ilişkiler içinde bir bütün olarak düşünmek şart. Görselliğin çok ağır bastığı bir dönem yaşıyoruz. Artık genç bir romancının üzerinde Tarantino'nun etkisi, Yaşar Kemal'in etkisinden çok daha fazladır. Bir denge tutturmak gerek. Benim durumsa çok yönlülükten ziyade kariyer planımdaki bir defodan kaynaklanıyor. Kendimi müzisyen olarak konumlayıp arada keyfim için romanlar yazmalıymışım. En azından başım daha az derde girerdi.

- Genç kalemlerden kimleri takip ediyorsunuz?
Murat Menteş'in, Alper Cangüz'ün, Hakan Günday'ın yeni romanlarını severek takip ettim. Ece Temelkuran'ın, Yekta Kopan'ın son romanlarını severek okudum. Hepsi de benden çok daha yetenekli yazarlar.

ŞARKI YAZMAYI SEVİYORUM

- İzinden yürüdüğünüz şairler kimler?

Ben şair değilim. Şairlik edebiyatın üstünde ve ötesinde bir şey. Edebiyatın bir parçası bile değil. Şamanlık ya da simyacılık gibi bir şey şairlik. Aslında edebiyatçı olduğum bile su götürür, daha çok şarkı yazmayı seviyorum. Kaan Tangöze, Teoman, Aylin Aslım, Nil Karaibrahimgil ve Mazhar Alanson'un şarkı sözlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Şiirden de çok şey öğrendim. Küçükken babam hediye olarak Cumhuriyet Sonrası Türk Şiiri antolojisi vermişti; Mehmet Fuat'ın hazırladığı. O antoloji sayesinde öğrendim gerçek Türkçe'yi.

- "Bu İşte Bir Yalnızlık Var" romanınız filme uyarlandı. Nasıl buldunuz filmi?
Filmi çeken yönetmen arkadaşımız Ketche bizimle aynı sokaklarda büyümüş olduğu için kitabın ruhunu yakalaması kolay oldu. 15- 20 dakika daha kısa olsaydı ve sonu kitaptaki gibi bitseydi şahsen daha çok memnun olurdum. Ama bu işin kendi gerçekleri var. Kitabınızın uyarlanmasına ya izin vermeyeceksiniz ya da adamların işine karışmayacaksınız.

EGOİSTLEŞTİREN SİSTEM

- Metropol insanının yalnızlığı romanlarınızda ana izleklerden bir tanesi. Şehirli insanın daha yalnız olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Günümüzde dünyanın çevresinde her gün üç- beş kere turlayan bir küresel sermaye var. Bizden de bu paranın peşinden koşmamız isteniyor. Teknoloji de zaten buna hizmet için. Cep telefonlarının, bilgisayarların, internetin gelişme amacı aslında bu. Nefes nefese koşarken; birincisi ruhumuz geride kalıyor, ikincisi bizi egoistleşmeye zorlayan bir sistem dayatılıyor. Bu da gönül bağları kurmamızın, başkasının halinden anlamamızın önüne geçiyor. Sanatın bir misyonu olacaksa o da insanlar arasındaki empatiyi geliştirmek olmalı. İnsana durup ruhunu bekleme şansı vermek olmalı. Şarkılar, romanlar, filmler hepsi bizim durup ruhumuzu beklediğimiz konaklar aslında.
- Günümüzdeki kadın erkek ilişkilerini nasıl buluyorsunuz? Öyle eskisi gibi bir yastıkta kocanmıyor.

Ne oldu ilişkilere böyle?
Günümüzde kadınlar güç peşindeler, erkekler de seks peşinde. Fakat bunu açıkça söyleyemedikleri için "aşk arıyoruz" diyorlar. Aşk da mevcut güç ilişkilerinin bir parçası haline gelmiş durumda. O yüzden bugün hala aşktan bahsediyor olmamız bile bir mucize aslında. Bence aşk dediğimiz insanın başkasının mutluluğuyla mutlu olabilmesi. Ama böyle bir egoizm ve hız dünyasında bunun yaşanmasının çok fazla imkanı yok maalesef.

- İyi ama siz bu konuda yazıyorsunuz
Sadece bu konuda yazmıyorum. Hakkında yazdığım milyon tane konudan sadece biri aşk.

- İnsanlar aşkı artık sadece kitaplarda mı okuyacaklar?
Kitaplarda okuyacaklarından da emin değilim. Öyle hızlı bir robotlaşma ve bencilleşme sürecinde yaşıyoruz ki... Yine de sanatın genel bir maneviyat arayışı olduğunu düşünüyorum. İnsanın evladına, vatanına ya da Allah'a duyduğu da aşktır. İnsanın bir başkasına mutluluğuyla mutlu olabilmesi, bir başkasının varlığında eriyebilmesi... Günümüzde pek moda olmayan şeyler.

'Melankolik genci öldürdüm'

- Ne istediğini bilmeyen birisi aşkla karşılaştığında bunu fark edebiliyor mu?

Farkında olmasak da, çoğumuzun aradığı maneviyat aslında. Hepimiz görünmez bir takım bağlarla birbirimize bağlıyız. Hayatın hızı bize bunu unutturuyor. Sonuçta kendimizi yalnız hissediyoruz. Oysa değiliz. Kimse sandığı kadar yalnız değil.

- Aşık olmadığınızı hissettiğinizde mi ayrılığı seçiyorsunuz?
Benim neyi niye seçtiğim önemli değil. Kendim hakkında çok fazla düşünmüyorum.

- Ve melankoli... Kitaplarınızda ondan vazgeçemiyorsunuz.
Allah için, gençken severdim melankoliyi. Zarafetten, hüzünden, şiirsellikten hoşlanırdım. Bunlar artık bana yakın gelmiyor. Artık şiirsel metinler değil, manyak gibi sert Rock şarkıları yazmak istiyorum. Çok da iyi oluyor, bugünün dünyasının anladığı dil bu. Ama o melankolik genci de özlemiyor değilim. Zavallı o kadar çok yaralandı ki, daha fazla acı çekmesin diye onu öldürmek zorunda kaldım.

'Şu an hayatımın ekseni müzik'

- Var mı yeni bir roman çalışması?

Edebiyattan yakamı yeni kurtardım, uzun süre kaptırmaya niyetim yok. Sadece çocuklar için yazmak istiyorum. Geçenlerde "Güneşi Kıskandıran Kız" adında bir çocuk kitabım çıktı. Şimdi onun devamını yazıyorum.

- Müzik devam ediyor mu?
Şu an hayatın ekseni müzik zaten. Grubumuz Atlas'ın ilk albümü "Selam Yabancı" geçenlerde çıktı. Şimdi onun tanıtım konserlerini düzenliyoruz. Klipleriyle, sahne düzenlemeleriyle falan uğraşıyoruz. Önümüzdeki dönemde müziğe odaklanmak istiyorum. Kafamda tiyatroyla Rock'u harmanlamak gibi şeyler var.

- Egeli okurlara mesajınız var mı?
Biz Filibeliyiz. Balkan insanıyız sonuçta. Akdenizliler kadar denizci değiliz. Ama İzmir'i, Selanik'i, Trieste'yi falan çok severim. Bunların hepsi kardeş şehirler işte. Bizim Varna da fena değildir bak! İzmirliler şehirlerinin kıymetini bilsinler, gönüllerini ferah tutsunlar. En sağlam direniş, kalbi temiz tutmak!

ÖZKAN BİNOL / YENİ ASIR İNTERNET SİTESİ
Konular Röportaj