Uğur Dündar'dan çarpıcı Sedat Peker yorumları

Usta gazeteci ve televizyoncu Uğur Dündar: "Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bir çöküş ve o çöküşle birlikte devlet kurumlarında da müthiş bir çürüme olduğunu ortaya çıkaran çok ciddi, hatta Susurluk skandalından bile kökleri daha derinlere giden vahim bir tablo ile karşı karşıyayız"

Sözcü Gazetesi'nden Mert Öz'ün haberine göre Uğur Dündar, TELE 1’de "Anında Manşet" programında Sedat Peker’in açıklamalarıyla ilgili konuştu.

“Sayın İçişleri Bakanı’nın deyimiyle bir organize suç örgütü liderinin yaptığı açıklamalarla sarsılıyor Türkiye” diyen Dündar, şu ifadeleri kullandı:

"İçişleri Bakanlığı ‘organize suç örgütü lideri’ diyor ama adli sicil kaydı temiz olan bir kişi. Pasaportunu almış ve yurt dışına çıkmış.

Bence burada tartışılması gereken yurt dışına çıkışı bir hayli zaman önce rastlanmış olmasına karşın operasyonun ne için yakın bir tarihte yapıldığı ve özellikle evde eşiyle, 3 çocuğunun bulunduğu bilindiği halde böyle bir itibarsızlaştırma, mesaj verme amacıyla özellikle sırtlarında narkotik yazılı resmi operasyon giysileriyle görüntülenen bir baskın yapıldı"

“BENİMLE İLGİLİ ÖLÜM EMRİNİ KİM VERDİ HÂLÂ ORTAYA ÇIKMADI”

Uğur Dündar, şöyle konuştu:

"3 Kasım 1996 akşamı Susurluk’tan İstanbul’a doğru gelmekte olan bir lüks otomobil, orada bir benzin istasyonundan çıkan kamyonun altına girmişti.

Önce televizyonlar bunu alt yazıyla, Susurluk’taki kazada İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılarından Hüseyin Kocadağ, milletvekili Sedat Bucak, iş adamı o sırada Abdullah Çatlı olduğu bilinmeyen Mehmet Özbay ve yanında bir kadının olduğuna yönelik alt yazılar geçerken bana telefon geldi güvenilir bir kaynaktan.

'Oradaki Mehmet Özbay’ın gerçek ismi Abdullah Çatlı’dır' dedi. Haber müdürümüz Tuncay Özkan’ı aradım… Olayın sonrasında çok büyük bir skandal patlak verdi ama başlangıçta herkes o kişinin Mehmet Özbay olduğundan hemfikirdi. Arkasından gelen araçtaki özel harekatçı polisler birbirlerini tanımadıklarını, Abdullah Çatlı’yı tanımadıklarını söylüyorlardı. Yine bize o tarihlerde bir fotoğraf geldi.

‘Abdullah Çatlı’yı biz Mehmet Özbay olarak tanıyorduk’ diyen Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin ve o ekipte görev alan polislerin bir düğünde halay çekerken çekilmiş fotoğrafları. Ondan sonra olay bir çorap söküğü gibi aydınlandı.

Sonuçta yargı süreci faili meçhul cinayetler nedeniyle, bana göre o ekipte görev alan polisler kullanılmış, başlangıçta teşkilata çok iyi bir geçmişle girip sonradan o kullanılma sürecinde kirlenen, kirlendikten sonra da adeta birer eldiven gibi çıkartılıp bir tarafa atılan isimlerdi. Onlar mahkum oldular ve çok sonra Mehmet Ağar, Susurluk Çetesi’nin kurulması ve faaliyetinin sorumlusu olarak yargılandı ve hüküm giydi.

Yargı sürecinde çok uğraştık. O polislerden biri, benim adımın öldürülmek üzere kendilerine verildiğini, ama Abdullah Çatlı’nın buna karşı çıktığını açıkladı. Ben de bunları yazdım. Hâlâ benimle ilgili ölüm emrini bu çeteye kimin verdiği ortaya çıkmadı. Benim anladığım kadarıyla o polisler, bir takım yargısız infazlarda kullanıldıkları iddia edilen ve öyle yargılanan polisler."

“İDDİALAR TİTİZ BİR ŞEKİLDE İNCELENMELİ”

Uğur Dündar, şöyle devam etti:

"Olay, geçiştirilebilecek bir durumda değil. Şöyle ki, Sedat Peker ‘Ben milletvekilini karakolda avukatıma dövdürdüm’ diyor. Hakikaten böyle bir olay yaşanmış. Daha sonra Azeri iş adamı Mansimov’un marinasına Mehmet Ağar ve oğlunu kast ederek çöktüklerini ve FETÖ’ye yardımdan dolayı mahkum olan Mansimov’un Mehmet Ağar tarafından FETÖ ile tanıştırıldığı, Mehmet Ağar ile birlikte FETÖ’ye gittiklerine yönelik bir takım iddialar.

Mehmet Ağar, geçmişte bürokrasiden geldi. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yaptı, valilik yaptı. Kökeni emniyetçi. Sonra da Doğru Yol Partisi’nin genel başkanı oldu. Siyasetten çekildi ve oğlunu Elazığ’dan milletvekili yaptı. Soru işareti burada Mehmet Ağar ve oğlu, o Bodrum’daki bu marinanın hangi parayla ortakları oldular? Bu marinayı işletir hale geldiler? Bir uyuşturucu kaçakçılığı iddiası da var ki bu çok çok vahim.

‘Bir suç örgütü lideri bunu iddia etti’ şeklinde geçiştirilebilecek bir konu değil. 4.9 tonluk kokain yüklü bir geminin alıcısının İzmir’de bir kimya firması olduğunu iddia ediyor Sedat Peker. Bu operasyonun Kolombiya Savunma Bakanlığı tarafından yapıldığını söylüyor. Şimdi bakıyoruz, evet, Kolombiya Savunma Bakanı böyle bir operasyon yapıldığını, gemideki kokainin gideceği yerin de Türkiye olduğunu açıklamış. Neden bunun üzerine gidilmiyor?

Eskiden Susurluk kazası olduğu zaman olayın üstüne nasıl gazeteciler olarak korkusuzca gitmiştik. Onu örten esrar perdesini kaldırabilmek için olağanüstü bir çaba sergilemiştik. Gerçekten de adliyenin delil olarak kullandığı birtakım bilgileri ve belgeleri ortaya çıkarmıştık.

Şimdi biz o dönemde böyle bir iddia olsa bu kimya firması kimdir, bunun ortakları kimlerdir, Kolombiya’dan yüklenen konteynerlerin alıcısı olarak hangi firma gözüküyor soruları mutlaka aydınlatabilecek gayretler sergilerdik. Hatta içimizden bir usta muhabiri derhal Kolombiya’ya gönderirdik. Şimdi ben bunların çok titiz bir şekilde incelenmesi gerektiğine inanıyorum."

“BU OLAY AKP İKTİDARINDA BİR ÇÖKÜŞÜN VE DEVLET KURUMLARINDA ÇÜRÜMENİN GÖSTERGESİ”

“Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bir çöküş ve o çöküşle birlikte devlet kurumlarında da müthiş bir çürüme olduğunu ortaya çıkaran çok ciddi, hatta Susurluk skandalından bile kökleri daha derinlere giden vahim bir tablo ile karşı karşıyayız” diye devam eden Dündar, şöyle konuştu:

"Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ortadan kalkınca ve her şey bir tek adama bağlanınca, o tek adama yaranabilmek, o tek adamın gözüne girebilmek için bazı şeyler ya olduğundan farklı gösterilebilir ya da üstü örtülebilir.

Sedat Peker, yakın zamana kadar Adalet ve Kalkınma Partisi destekçisiydi. Muhalif bazı kişilere çok ciddi tehditler savurmuştu. Gazeteci meslektaşımız Fatih Altaylı’yı tehdit etmişti. Bunların hepsinden ya beraat etmiş ya da takipsizlik verilmiş…

Olay hakikaten bence muhalefet partilerinin de bir meclis araştırmasıyla, mutlaka üzerine gitmeyi gerektirecek kadar önemli, vahim ve aydınlatılması kaçınılmaz olan bir konu."

Susurluk olayından sonra kullanılan “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” sloganını hatırlatan Dündar, “Susurluk aydınlatılması gereken bir konuydu, aydınlattık. Bugünün gazetecilerinin görevi de bu işin üzerine bütün güçleriyle gitmektir. Gerekirse Kolombiya’ya gitmektir. İktidar partisi bunu geçiştirmeye çalışacaktır ancak muhalefet bunu mutlaka gündemde tutup olayın ardında ne var, ne yok ortaya çıkarmalı” dedi.