Elif Sönmez dört ayrı dizide dört aktörün kardeşini canlandırdı!

Doğduğun Ev Kaderindir'in Cemile'si. Onu Asi'de Murat Yıldırım'ın, Reis'te Mehmet Akif Alakurt'un, Karadayı'da Kenan İmirzalıoğlu'nun kardeşi rolünde izledik. Şimdi de İbrahim Çelikkol'un kardeşini canlandırıyor...

Akşam Gazetesi'nden Yeliz Coşkun'un röportajı...

Heykel okumuşsunuz. Oyunculukla yolunuz nasıl kesişti?

Hayatta sadece heykel ve heykelle ilgili şeyler yapacağımı düşünüyordum. Bir süre sonra tek başıma bir yaratıcılık sürecinin içinde olmak bana zor ve ağır gelmeye başladı. Yavaş yavaş daha kalabalık çalışan, proje odağında beraber emek vererek üreten bir ekibin parçası olma arzusu büyüdü içimde. O sırada bunun yine heykel ve tasarım alanlarında olabileceğini düşünüyordum. Laçin Ceylan ile tanışmamla her şey değişti. Laçin Hoca bende gördüğü bir şeye inandı, bana ilgi ve emek verdi. Destekledi, cesaretlendirdi ve beni Asi dizisindeki Melek karakteri için önerdi. Hem canım yönetmenim Cevdet Mercan hem de yapımcımız Tomris Giritlioğlu'nun onayı ve desteğiyle oyunculuğa adım attım. Hayatımın en şanslı anlarından biridir Laçin Ceylan ile tanıştığım an. Bütün hayatımı zenginleştirecek, beni sayısız kez büyütecek, hayat anlayışımı ve ondan aldığım zevki derinleştirecek bir dünyanın kapısını açtı bana. Geri dönünce mucize gibi bir zaman olarak hatırlıyorum o dönemi. Asi sonrasında ise Canan Gerede müthiş bir destek verdi bana ve sonraki bütün rollerimde oyunculuğuma büyük katkısı oldu.

OYUNCULUK ÇOK BONKÖR DAVRANDI

Karadayı'da Kenan İmirzalıoğlu'nun, Asi'de Murat Yıldırım'ın, Reis'te Mehmet Akif Alakurt'un kardeşini oynamıştınız. Şimdi de İbrahim Çelikkol'un kardeşini canlandırıyorsunuz. Neredeyse tüm kariyeriniz 'kardeşlik' üzerine. Bu durum oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?

Kardeşi olmayan ve ergenliğinden itibaren hep bir abi özlemi duymuş bir kızın dileğinin gerçekleşmesi olarak değerlendiriyorum (gülüyor). Oyunculuk çok bonkör davrandı bana. Çok güzel deneyimlerdi. Bir jön kardeşi olmanın kariyerime etkisinden ziyade ablasını kardeşini oynadığım kadın, erkek bütün o güzel insanların bana, hem mesleki hem insani olarak kattıklarından dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Kardeşlik bağı, rol gereği yaşandığında bile çok dürüst ve korkusuzca bir yakınlık hissi veriyor. Bunu defalarca yaşadığım için çok memnunum.

"CEMİLE'NİN YAPTIKLARINI KABUL ETMİYORUM, ANLIYORUM"

Rolünüz gereği sürekli çaresiz ve üzgünsünüz. Takip ettiğim kadarıyla da özünüzde bir o kadar renkli ve eğlencelisiniz. Özellikle ağlama sahneleri zorlayıcı olmuyor mu?

Şu anda 32. bölümü çekiyoruz ama Cemile ile bir seneden fazladır tanışığız. Bu tanışıklık, bu ruhunu bilme hali sayesinde herhalde, ben sahnelerde Cemile'nin acısına, onun kayıplarına, çaresizliğine üzülüyorum, ağlarsam onun içinde bulunduğu durum beni kederlendiğinden oluyor. Elif'in de son derece yüksek bir kederlenme kapasitesi var. Neşe, renk ve eğlence kadar hüzün de var ruhumda. Anlıyorum onu, yaptıklarını her zaman kabul etmiyorum ama anlayabiliyorum. Arada canım bir silkeleyip kendine getirmek de istiyor tabi ama sonra acılarına, travmalarına daha sabırlı ve şefkatli yaklaşmak gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Yargı yerine anlayış geliştirmeye çalışıyorum ona karşı.

Cemile'yi 5 kelimeyle özetler misiniz?

Vefalı, azimli, sevecen, hisli, anaç

Bunlardan hangisine sahip olmak isterdiniz?

Hepsi kabulüm (gülüyor).

"O İKİ SAHNE YÜREĞİMİ DAĞLADI"

Doğduğun Ev Kaderindir'i çekerken sizi ağlatan ve en mutlu eden sahneler hangileriydi?

Müjgan'ın öldürülmesi ve ardından gelen şokla karışık ağır yas sahneleri en acı sahnelerdi. Ondan sonraki haftalarda Mehdi'nin çocukken annemizin dikkatini çekebilmek için hep kendini yaraladığı ve ablamla benim bunu acıyla izlediğimizi söylediğim sahne, 'Bir çocuk bile isteye elini ütüye basar mı, senin aklın alıyor mu böyle bir şeyi Nuh?" dediğim sahne oynarken yüreğimi dağlamıştı gerçekten.

En mutlu eden sahne ise Nuh'un Cemile'yi yeni ve ikimize ait bir hayat kurmaya davet ettiği, Cemile'nin yeniden aşık olduğu, cesaretlendiği, dünyaya hevesle baktığı sahnelerdi. Evlenme teklifinin geldiği sahne çok neşeli ve coşkulu bir sahneydi, çok keyif almıştım.

Sizce de doğup, büyüdüğümüz ev; kaderimizi etkiler mi?

Etkiler tabii.

Cemile'nin hikâyesinden, Elif Sönmez'e kalan ders niteliğinde bir şey var mı?

İnsanın karakterini arzusu kadar koşullar da belirler. Bunu yeniden gördüm Cemile ile. Neler hayal etti neler yaşıyor, ne büyük mutlulukla bir yola çıktı, şimdi neye dönüşüyor korku ve çaresizlikten.

İçinize en çok sinen sahne hangisi oldu?

İzlediğimde içime en sinen sahne Müjgan'ın vurulmasının ardından çektiğimiz hastane sahneleriydi. Dehşet ve inkar, kapının ardında bekleyen korkunç bir acıyla karşılaşmasını mümkün olduğunca geciktirmeye çalışan, içi titreyen bir Cemile. Çok acıydı!

"HAYALİMDEKİ İKİ ROL ANNE VE VAMPİR"

Hep durağan, dram işlerinde gördük sizi. İleri de nasıl işler yapmak istiyorsunuz?

Çalışmak istediğim yönetmenler, oyuncular ve senaristler var. Onların yarattığı işler olsun bana yeter, durağansa dururum, hareketliyse koştururum.

Bir gün başrol oynayacak olsanız, hayalinizde nasıl bir rol var?

Üç-dört çocuklu bir anne komedi-dramı isterdim. Gündelik hayatın curcunası içinde neşeli, trajedisiz ama hep olaylı bir hayat. Hiçbir standarda uyamayan ama hem kendi hem çocukları için hayallerinden vazgeçmeyen, hep yorgun ama hep hayat dolu bir kadını oynamak isterdim. Bir de oyunculuk yapmaya başlamadan evvel de var olan bir hayalim; bir vampiri oynamak. Zamana, hayata, duygulara ve fikirlere böyle bir mesafeden ve soğukkanlıca bakma deneyimini yaşamak istiyor ruhumun hisli yanı herhalde! (gülüyor).

"ŞİDDETİN BAHANELENDİRİLMESİ ENGELLENMELİ"

Dizi son bölümlerinde kadın cinayeti, eski eşin psikolojik şiddeti gibi toplum sorunlarına da dokundu. Farkındalık açısından etkili sahnelerdi. Hemcinslerinize bu konuda vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Cemile'den çok daha netim şiddete meyilli insanlara karşı. Hem kendileri hem başkaları için fiziksel olmasa bile tehlike arz ettiklerini düşünüyorum. Şiddetin ve kontrol edilemeyen öfkenin neşeyi, yaşama sevincini, her alandaki motivasyonu ve yaratıcı düşünceyi öldürdüğünü düşünüyorum. Bizi kıran, eksilten, hırpalayan, korkutan insanlardan ve ilişkilerden kendimizi korumayı öğrenmemiz gerekiyor. Hayatımızdaki şiddeti ve üzerimizdeki etkilerini net bir şekilde görebilmek çoğu zaman tek başımıza mümkün olmuyor. Başkasında gördüğümüzde adını koyabildiğimiz şeyi kendi hayatımıza ya da karşımızdaki kişiye konduramıyoruz. Bu yüzden birbirimize destek olmalı; birbirimizin gözü kulağı, cesaretlendiricisi olmalıyız. Toplumsal şartlandırmalarla beraberce mücadele edebilmeli, toplumsal düzenlemeler konusundaki taleplerimizde birlik ve dayanışma içinde olmalıyız. Bu toplumun bütün kesinlerini ilgilendiren bir mesele ama kadın dayanışmasının bu mücadelenin kalbini oluşturduğunu düşünüyorum. O yüzden şiddetin olumlanmasının, bahanelendirilmesinin önüne geçmek gerekiyor. Cemile doğru yolda değil mesela. Yaşananları adlı adınca söyleyebilmekten ve bununla ilgili kardeşine karşı bir tavır geliştirebilmekten aciz. Yaşadığı travmalar ve kayıplar onu hayata kardeşi üzerinden tutunmaya ittiği için, kardeşinin yanlışlarını görmeyi reddediyor. Ben de Elif olarak bütün bu düşünce ve duygu yapısını elimden geldiğince en gerçekçi ve şefkatli bir şekilde ortaya koymaya çalışıyorum.