Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Üzüntü duydum"

Süper Lig 2022-23 Sezonu şampiyonu Galatasaray ile Ziraat Türkiye Kupası şampiyonu Fenerbahçe'nin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Al-Awwal Park (Kral Suud Üniversitesi) Stadyumu'nda oynayacağı Süper Kupa finali iptal edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Üzüntü duydum"

Bu yıl 10'uncusu düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Galatasaray ve Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan'da oynanması planlanan Süper Kupa maçının ertelenmesine ilişkin, “Türk sporunun tartışmalarla değil, başarılarla gündeme gelmesini arzu ediyoruz. Hangi sebeple olursa olsun, sporun günlük siyasi rekabetin mezesi haline getirilmesi yanlıştır, hatalıdır, sporumuza hiçbir faydası yoktur. Dün geceden itibaren muhalefet partilerinin yaptığı açıklamaları istismar siyasetinin yeni örnekleri olarak görüyoruz. Tüm kulüplerimizden sporun barışı, dayanışmayı iş birliğini temsil eden fair play ruhuna samimiyetle sahip çıkmalarını bekliyorum" dedi.

31 Mart seçimlerine de vurgu yapan Erdoğan, “Bunlara hiçbir şey bırakılmaz. İnanın öyle, bunlar ülkeyi bile çırılçıplak hale getirirler. Yeniden İstanbul'umuzu, Türkiye'mizi aslına rücu ettirmek için 31 Mart çok önemli" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet tarihinin en önemli edebiyatçı ve fikir adamlarından Necip Fazıl'ın manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla bu yıl 10'uncusu düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri sahiplerini buldu. Geçen yıllardan farklı olarak Çocuk Edebiyatı, Görsel Sanatlar, Mimarlık ve Müzik dallarının eklenmesiyle birlikte 10'uncu yıla özel 10 ayrı dalda 11 isim ödüle layık görüldü. Her yıl farklı temalarla düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri, bu yıl 'Doğdu batmayan güneş!' temasıyla hazırlandı. Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleşen programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Törende Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Valisi Davut Gül, siyaset, sanat, iş dünyasından davetliler yer aldı. 'Doğdu Batmayan Güneş' temasıyla hazırlanan film de davetlilerin beğenisine sunuldu. Ödüle layık görülenler, ödüllerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan burada dün Galatasaray ve Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan'da oynanması planlanan ve ertelenen Süper Kupa maçına, 31 Mart seçimlerine de değindi.

NECİP FAZIL, TÜRKİYE'NİN EN SANCILI, EN ZOR DÖNEMİNDE YAŞADI

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu yıl Üstadın aramızdan ayrılışının 40'ıncı yıl dönümü. Büyük şair, mütefekkir, dava ve aksiyon adamı Necip Fazıl Kısakürek'i bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Kaleme aldığı eserleriyle zor zamanlarda verdiği mücadelesiyle, ömrü boyunca sergilediği dik ve dirayetli duruşuyla merhum Üstadımız deha derecesinde bir inşa, iddia, tahlil ve terkip kudretine sahip mümtaz bir şahsiyetti. Necip Fazıl Büyük Doğu davası için fikir çilesi çeken, şiirden nesire tiyatrodan hikayeye, romandan denemeye edebiyatın her alanında eserler veren yiğit, yürekli bir münevverdi. İki ay önce ebediyete yolcu ettiğimiz üstadımızın emaneti değerli dostumuz Mehmet Kısakürek'i de rahmetle anıyorum. Merhum Kısakürek'le son olarak Haziran ayında yine bu çatı altında düzenlediğimiz 40 yıl 40 eser etkinliğinde bir araya gelmiştik. Mevla ruhunu şad, mekanını cennet eylesin. Necip Fazıl Ödüllerinin 10'uncu yılı vesilesiyle bu seneki ödüllerimizi 10 farklı kategoride tevdi ediyoruz. Ödüllerini takdim edeceğimiz ilim, kültür ve sanat erbabımızı tek tek kutluyor, şahsım, ülkem ve milletim adına her birine en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Necip Fazıl, siyasi, sosyal ve kültürel bakımdan Türkiye'nin en sancılı, en zor döneminde yaşadı. 79 yıllık ömründe iki cihan harbi dahil nice savaş, işgal, darbe, ekonomik ve siyasi dar boğazlar gördü" dedi.


ÜSTADIN MÜCADELESİ TÜRK MİLLETİNİ RUH KÖKÜYLE YENİDEN BULUŞTURMAKTI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Osmanlının yıkılışından Cumhuriyet'in ilanına, tek parti sultasından çok partili demokrasiye geçişe kadar Türk siyasetinin tüm dönüm noktalarına bizzat şahitlik etti. Asırlardır günde 5 vakit semalarımızı süsleyen ezanı Muhammediyelerin binlerce yılın yabancısı garip bir sesle değiştirilmesine tanık oldu. Fatih'in emaneti Ayasofya'nın kapısına vurulan zincirler, en çok da kendisi bir Ayasofya meftunu, Ayasofya aşığı olan Üstad'a ağır geliyordu. Yüzyıllar boyunca İlayi Kelimetullah'ın sancaktarlığını yapmış bir milletin ruh köküyle bağının zayıflamasını hiçbir zaman kabullenmedi. Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya… Yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya derken, milleti yeniden ayağa kalkmaya davet ediyordu. Sen bir devsin, yükü ağırdır devin, kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin mısralarındaki çağrının da muhatabı topyekun milletimizdir. Üstad'ın mücadelesi Türk milletini ruh köküyle yeniden buluşturmaktı. Üstadın Anadolu'nun ruh kökü dediği şey ise bizi biz yapan, vatanı vatan kılan milletimizi millet yapan kadim hasletlerin bütünüydü. Harcını dini ve felsefi bir olgunlukla sancılı ürperişlerle, doğunun batmayan güneşiyle kardığı tüm eserlerinde, Üstadın öncelikli gayesi işte buydu. O, zaman ve mekan şuuruna sahip büyük bir iman ve dava adamıydı. O gümrah bir durmak misali akan şiirleriyle, tiyatrolarıyla, tenkit ve inceleme yazılarıyla bir hakikat yolcusuydu. Üstad, merhum Yahya Kemal'in ağzımda annemin ak sütü gibidir dediği Türkçe'yi en mahir, en müessir şekilde kullanan ediplerimizden biriydi. İşgalcilerin diye tabir ettiği devrinin tatsız, tuzsuz, renksiz, ahenksiz, lisan dayatmalarına asla itibar etmemiştir. Dilden daha büyük, dilden daha aziz, dilden daha gerçek, dilden daha müdafaalı vatan yoktur diyerek Türkçe'yi savunmuştur" dedi.

AYASOFYA'YI AÇMA ŞEREFİNE DE ERİŞTİK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sanatların sultanı olarak tarif ettiği şiirle, mutlak hakikati aramıştır. Necip Fazıl'a göre mutlak hakikat Allah'tır. Şiir Allah'ı sır ve güzellik yolunda arama işiydi. Şiire ve Allah'ın mahrem ülkesi meçhuller aleminin derbeder seyyahı olarak gördüğü şaire çok önemli görevler yüklüyordu. Üstad, gerçekleştirmek için bütün bir ömrünü vakfettiği ideallerini ancak ve ancak genç kuşakların gerçeğe dönüştürebileceğine inanıyordu. Bu gençliğin maya tutması için de Üstad kendi ifadesiyle 30 yıl boyunca uğraştı, didindi, bu uğurda zindanlara atıldı. Tüm yasaklara, tüm engellemelere rağmen 35 yıl boyunca neşrettiği Büyük Doğu Dergisi ve kurucusu olduğu Büyük Doğu Cemiyeti'yle özellikle gençlere ilham aşılamanın özgüven ve cesaret vermenin gayretindeydi. O mücadelesini fildişi kulelerde değil, milletin içinde milletiyle bilhassa gençlerle birlikte yürüttü. Anadolu'yu karış karış gezerek binlerce kişinin katıldığı konferanslar tertip etti. Sayısız tahkibata uğradı. Defalarca hapse girdi. Birçok haksızlığa maruz kaldı fakat inandığı yoldan asla geri adım atmadı. Birisinde hakim bey artık bıktık senden ifadesini kullanınca verdiği cevap çok manidardır. Siz hancı, ben bu yolda yolcu olduğum müddetçe ben buraya daha çok uğrarım. Üstad bu, geleceğin fikir yükünü sırtlayacağına inandığı gençlikten ümidini hiçbir zaman kesmedi. Rabbim bizlere de gençlik yıllarımızda üstadın bu samimi mücadelesine omuz vermeyi bahşetti. Necip Fazıl Kısakürek'in 50'nci muharrirlik ve 40'ncı mücadele yılı jübilesinin takdimini yapmak bu fakire nasip oldu. Üstad hayattayken takdimini yapma bahtiyarlığını yaşamıştık. Vefatından 37 yıl sonra ise en büyük hayali olan Ayasofya'yı açma şerefine de eriştik. Allah'a hamd olsun. 80 yıllık hasretin ardından zincirleri hep birlikte kırdık ve Fatih'in vasiyetine uygun olarak Ayasofya'yı asli kimliğine tekrar kavuşturduk. Ayasofya Camii Kebir aslına rücu etti. Birlikte bu başarı. Üstadın hayalini kurduğu şekilde tıpkı bir kitap gibi. Tıpkı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi bu yüce mabedi açmayı başardık. Rabbime bir kez daha bizlere bu onuru, bu şerefi Ayasofya'nın esaretine son verme bahtiyarlığını bahşettiği için sonsuz hamd ediyorum" dedi.


31 MART ÇOK ÖNEMLİ; BUNLAR ÜLKEYİ BİLE ÇIRILÇIPLAK HALE GETİRİRLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayasofya'yı yeniden açan Cumhurbaşkanı olarak anılmak inanın bizim gönül dünyamızda şereflerin en büyüğüydü. Ayasofya'nın yanındaki birçok, şu anda oradaki müktesebat diyeceğim, onlar rahmetli Kadir Bey zamanında yenilendi. Fakat şu andaki zat, oradaki birçok eseri ne yazık ki çalarak, kaldırarak adeta boşaltılmış bir harabeye döndürdü. Ve şimdi biz orayı yeniden restore ediyoruz, renove ediyoruz. Bunlara hiçbir şey bırakılmaz. İnanın öyle, bunlar ülkeyi bile çırılçıplak hale getirirler. Göreve geldiğimiz zaman çöp, çukur çamurdu İstanbul. Öyle almıştık. Ama kendilerine nasıl bir İstanbul teslim ettik, ortada. Onlar şimdi yine ne yaptılar? Aynı hale dönüştürdüler. Dönüştürüyorlar. Onun için 31 Mart çok önemli. Yeniden İstanbul'umuzu, Türkiye'mizi aslına rücu ettirmek için 31 Mart çok önemli. Ayasofya'yı biz açtık. Ama onu koruyacak olanlar elbette gençlerimizdir. Gençlerimizin bu mukaddes emanete layıkıyla sahip çıkacağına yürekten inanıyorum. Zaman bendedir ve mekan bana emanettir diyen kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakınmadan fert fert 'ben varım' cevabını veren bir gençlik karşımda olduğunu görüyorum" şeklinde konuştu.

ÖDÜL ALANLARI TEBRİK ETTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle olduğu müddetçe Allah'ın izniyle Ayasofya'nın kubbelerinden Kur'an sesi, minarelerinden ezan sesi hiçbir zaman eksilmeyecektir. Ayasofya-i Kebir Cami Şerifi Türkiye Yüzyılının sembolü olarak ebediyete kadar mümin yürekleri selamlamaya devam edecektir. Necip Fazıl'ın izini süren düşünce ve edebiyat damarı ülkemizde halen yazı, şiir ve fikir pınarlarımızı beslemeye devam ediyor. Üstadın geride bıraktığı ilim, kültür ve sanat birikiminin özellikle günümüzün genç kalemleri tarafından sahiplenildiğini görüyoruz. Ödül takdim edeceğimiz kardeşlerimizin arasında gençlerimizin de olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Biz de Üstadın adına verdiğimiz İlk Eserler Ödülüyle genç kardeşlerimizi destekliyor, cesaretlendiriyoruz" diyerek ödül alanları tebrik etti.

KÜLTÜR SANATTAKİ VESAYETİ SONA ERDİRMEKTE HENÜZ MUVAFFAK OLAMADIK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizler velisinden delisine, esnafından evliyasına kadar şiirle yaşamış, hayatı şiir, şiiri hayat tarzı haline getirmiş bir milletin mensuplarıyız. Yunus Emre'den Karacaoğlan'a, Yahya Kemal'den Ziya Paşa'ya, Şeyh Galip'ten, Necip Fazıl'a, Nazım Hikmet'ten, Abdurrahim Karakoç'a tek solukta yüzlerce birinci sınıf şairi saymak mümkündür. Kanuni Sultan Süleyman'ın divanında 4 bin civarında gazel vardır. Necip Fazıl'ın sadece otel odaları şiirindeki her beyit nasıl bir şaheserse Muhibbi Divanı'ndaki, Fatih Divanı'ndaki gazeller de aynı şekilde eşsiz birer sanat eseridir. Ancak bu hazineden yeterince istifade edemediğimizi görüyoruz. Elbette bunda dilde yaşanan keskin ve ani kopuşun çok büyük tesiri var. Milletimizin binlerce yıllık beslenme kaynaklarıyla bağını zayıflatan bazı hamlelerin açtığı boşluğu belki de hiçbir zaman tam manasıyla telafi edemeyeceğiz. Kültür sanat hayatımızın serpilip büyümesine ket vuran bir diğer husus varlığını halen devam ettiren ideolojik al gülüm ver gülüm ilişkileridir. Sinemadan tiyatroya, romandan müzeye kadar birçok alanda iç içe geçmiş çok katmanlı bu ilişkilere rastlıyoruz. Bu ilişkiler ülkemizde yeni, özgür seslerin, yeni kabiliyetlerin çıkmasına da engel teşkil etmektedir. Burada şu hususu açık yüreklilikle ifade etmek durumundayım. Hükümet olarak son 21 yılda attığımız kararlı, cesur ve dirayetli adımlarla siyasetteki vesayet sistemini hamdolsun bitirdik. Türk siyasetini, tarihinin en çoğulcu en renkli temsil kabiliyeti en yüksek yapısına kavuşturduk. Ama kültür sanat alanındaki vesayeti sona erdirmekte henüz muvaffak olamadık. Kaliteden, nitelikten, başarıdan ziyade ideolojik akrabalığı, referans alan vesayet düzeni, kültür sanat camiasında varlığını halen sürdürüyor. Türkiye'ye dair pek çok tartışmada bu zihniyetin tarafgir ve karanlık yüzüne şahit oluyoruz" diye konuştu.


NETANYAHU'NUN SOYKIRIM POLİTİKASINI MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞIRLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Örneğin sırf kendi dünya görüşlerinden olduğu için katillere, tacizcilere, teröristlere ülke ve millet düşmanlarına leke kondurmuyorlar. Müzik kutusu misali parasını verenin plağını çalan bu çevrelerin temel özelliği her seferinde ülkenin ve milletin karşısında konumlanmalarıdır. Lafa gelince demokrasiyi kimseye bırakmazlar. Ancak 27 Mayıs ve 28 Şubat darbecilerini alkışlamaktan da geri durmazlar. Hak ve özgürlükler konusunda ahkam keserler. Fakat başörtüsü yasağını savunmakta hiçbir beis görmezler. Sürekli barıştan, yaşamdan, bir arada yaşamaktan bahsederler ama bölücü terör örgütünün kalemşörlüğünü yapmaktan gocunmazlar. İnsan haklarında mangalda kül bırakmazlar. Ama Gazze'de üç aydır devam eden İsrail vahşeti karşısında çıkıp bir kelime etmezler. Hatta Hamas bahanesiyle İsrail'in devlet terörünü, günümüzün Führer'i Netanyahu'nun soykırım politikasını meşrulaştırmaya çalışırlar. Bunları ülkenin ve milletin menfaatine, demokrasimizin hayrına olan hiçbir meselede ortalıkta göremezsiniz. Ama vesayetçiler adına gazete köşelerinden, darbeciler adına televizyon ekranlarından sağa sola ayar verirken mutlaka görürsünüz. Nerede Türkiye'ye ve Türk milletine karşı bir eylem hazırlığı varsa bunların tekmili, hepsini birden ön safta muhakkak bulursunuz. Son dönemde bu çevrelerin giderek artan pervasızlıklarını, kendileri dışında herkese hakaret ederek susturmaya çalışmalarını ülkemizin kültür, sanat, spor ve medya camiasında kurdukları ahbap çavuş düzeninin artık dağılmaya başladığının işaretleri olarak değerlendiriyoruz. Necip Fazıl'ın ömrü Batı mukallidi olarak tarif ettiği kendi halkına karşı nobran ama batı karşısında ezik bu çevrelerle mücadeleyle geçmiştir. Biz de son 21 yılımızı burada yaşadığı halde bize Paris'ten, Londra'dan, Washington'dan hatta ve hatta Kandil ve Pensilvanya'dan seslenen Batı'nın gönüllü lejyonerleriyle mücadeleyle geçirdik. Diğerleri gibi inşallah bu mücadelemizden de zaferle çıkacağız. Türkiye'nin kültür, sanat iklimi mutlaka hak ettiği seviyelere ulaşacaktır. İnşallah bunu da sizlerle birlikte başaracağız" ifadelerini kullandı.


TÜRK SPORUNUN TARTIŞMALARLA DEĞİL, BAŞARILARLA GÜNDEME GELMESİNİ ARZU EDİYORUZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün gece yaşanan hadiselerden duyduğumuz üzüntüyü burada altını çizerek vurgulamak istiyorum. Biz futbol başta olmak üzere Türk sporunun tartışmalarla değil, başarılarla gündeme gelmesini arzu ediyoruz. Hangi sebeple olursa olsun, sporun günlük siyasi rekabetin mezesi haline getirilmesi yanlıştır, hatalıdır, sporumuza hiçbir faydası yoktur. Dün geceden itibaren muhalefet partilerinin yaptığı açıklamaları istismar siyasetinin yeni örnekleri olarak görüyoruz. Cumhuriyet 85 milyonun ortak değeridir. Gazi Mustafa Kemal bu ülkenin banisidir. Daha düne kadar, affınıza sığınarak söylüyorum, 'Siz Atatürk'ün askeri değil, itlerisiniz' diyenlerle el ele kol kola yürüyenlerin bugün söylediklerinin bizim nazarımızda hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Türkiye'nin ve Türk milletinin onurunu, haysiyetini, şerefini bizim nasıl savunduğumuzu CHP bilmese de tüm dünya çok iyi biliyor. Ülkemizin itibarını bizim nasıl koruduğumuzu, muhalefet bilmese de tüm insanlık gayet iyi biliyor. CHP ve şürekası ders vermeyi bıraksınlar, şayet samimiyseler gitsinler önce bölücü örgütün uzantısı ittifak noktalarından hesap sorsunlar. Dünkü olayın mecrasından çıkarılarak şov ve provokasyon malzemesi yapılmasına müsaade edemeyiz. Hele hele müessif bir olay üzerinden milletin inancına ve mukaddesatına ahlaksızca dil uzatılmasına hiçbir şekilde mazur göremeyiz. Bu konuda yapılması gereken ne varsa, hangi adım atılması gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmedik, çekinmeyiz. Dünkü hadiseden dolayı futbolseverlere, 20 yılım futbolla geçti, bunlar gibi tribünden seyretmedim. Spor camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Tüm kulüplerimizden sporun barışı, dayanışmayı iş birliğini temsil eden fair play ruhuna samimiyetle sahip çıkmalarını bekliyorum" diye konuştu.

DHA